Komünist Koloniler-Friedrich Engels

In Açık Seçki, Çeviri
New Harmony 2

New Harmony 2Son zamanlarda ortaya çıkan ve halen varlığını sürdüren komünist kolonilerin tasviri
1845
İnsanlarla sosyalizm ya da komünizmden konuşulduğu zaman çok sık olarak şöyle bir durumla karşılaşılır; özünde bize tamamıyla hak verirler ve komünizmin çok iyi birşey olduğunu söylerler, “ama” derler sonunda “buna benzer birşeyi pratiğe uygulamak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır”. Bu itiraz o kadar çok yapıldı ki bu makalenin yazarı, bu itirazın temeline hiç dokunmadan henüz Almanya’da pek bilinmeyen bazı gerçek verilerle cevap vermeyi yararlı ve gerekli gördü. Gerçekte komünizm –ortak mülkiyette hayat ve toplumsal faaliyet- yalnızca mümkün olmakla kalmayıp hali hazırda Amerika’daki çok sayıda kolonide ve İngiltere’de bir yerde pratiğe dökülmüş haldedir- ve şimdi birlikte göreceğimiz gibi bu iş büyük bir başarıyla gerçekleştirilmiştir.

Bu itiraza biraz daha yakından bakacak olursak bunun az ötedeki iki itiraza ayrıldığını görürüz: birincisi; beğenilmeyen işlerle en adi işleri yapacak işçiler bulunamaz , ikincisi; ortak mülkiyet üzerinde aynı hakka sahip olunduğu andan itibaren insanlar kendilerine ait malların mülkiyetlerini ele geçirmek için birbiriyle tartışmaya başlayacaklardır ve böylece topluluk dağılıp gidecektir.

Birinci itiraz çok basit biçimde şöyle çözülebilir: eğer topluluk halinde yapılacak olurlarsa işler adi işler olmaktan çıkacaktır ve tesisatları, makinaları vb geliştirmek suretiyle bunların pratik olarak ortadan kaldırılmaları da mümkün olabilecektir. Örneğin, New York’taki büyük bir otelde ayakkabılar buharla temizlenmektedir; ve İngiltere’deki Harmony komünist topluluğunda (ondan daha ileride söz edeceğiz) tuvaletler (helalar) sadece otomatik olarak süpürülmekle kalmamakta –İngiliz konfor geleneğine göre- ama aynı zamanda pislikleri doğrudan büyük bir lağım çukuruna gönderen borularla donatılmaktadır.

İkinci itirazla ilgili olarak; bugüne kadar ki tüm komünist koloniler on-onbeş yılda öyle zengin olmuşlardır ki tüketmek istediklerinin tümünden daha fazlasına sahiptiler, diğer bir deyişle tartışmak için en küçük bir motifleri bile yoktu.

Okuyucu daha ileride tasvir edeceğimiz toplulukların çoğunun her türden dinsel topluluk tarafından kurulmuş olduğunu görecektir, ve bunlar genelde çeşitli konularda en mantıksız ve en saçma fikirleri geliştirmişlerdir. Ben kendimi bunların fikirlerinin komünizmle kesinlikle hiç alakası olmadığını basitçe gözlemlemekle mi yetinmeliyim. Diğer taraftan bu toplulukların pratikleri göstermiştir ki ister bir tanrıya ister yirmi tanrıya inanmaları ya da hiçbirine inanmamaları fark yaratmamıştır. Eğer mantıksız bir dinleri varsa bu topluluğun yolunu sıkıntıya sokacak bir engeldir, bununla birlikte eğer böyle bir topluluk ayakta kalmayı becerebilirse bu da o topluluklarda böyle saçmalıklarda bulunma özgürlüğünün varlığını göstermektedir. Bununla birlikte en yeni koloniler çok da toleranslı olmalarına rağmen bu dinsel martavallardan neredeyse tamamıyla kurtulmuş haldedir, ve bu yüzden yobaz İngiltere’de bunlara karalar çalınmış ve iftiralar yağdırılmıştır. Fakat bu aşağılık dedikoduların bir kıymeti yoktur, burada kanıt getirmek sözkonusu olduğunda rakiplerimizin kendilerini inandırmak gibi bir sorunları vardır.

Shakerlar adlı topluluk Amerika’da ve dünyada malların ortaklaşalığı temelinde bir birliği ilk gerçekleştirenler oldular. Onlar özel bir bir tarikat oluşturdular ve çok tuhaf dinsel inanışları vardı: evlenmiyorlardı ve cinsler arasında ticaret yapılmasına tolerans göstermiyorlardı vb. Ama bunlar bizi ilgilendirmez. Shakerlar tarikatının doğuşu yetmiş yıl kadar öncedir. Bu tarikatın kurucuları kardeş sevgisi ve mal ortaklığı içinde yaşamak için bir araya gelen yoksul kimselerdi, ve halleri için tanrılarına şükrediyorlardı. Dinsel inançları ve özellikle de evliliğin yasaklanışı pek çok insanı uzaklaştırsa da yine de taraftar buldular ve şimdi üye sayıları üçyüz ile sekizyüz arasında değişen güçlü on büyük toplulukları mevcuttur. Bu toplulukların her biri sanat kurallarına uygun siteler kurdular bu sitelerde oturacakları evler, fabrikalar, atelyeler, toplantı binaları ve ambarlar inşa ettiler; çiçek bahçelerine, sebze bahçelerine, meyve bahçelerine, bağlara, meralara ve bol miktarda ekilecek topraklara sahip oldular; bundan başka her türden hayvan sürülerine sahip oldular; atlar ve öküzleri, koyunlar ve domuzları, kümes hayvanları oldu, ihtiyaç duyduklarından fazlasına ve en seçkin hayvan yetiştiriciliğine sahip oldular. Ambarları her zaman için ağzına kadar hububatla doluydu, dükkanları giysileri almıyordu; iş o noktaya varmıştı ki onları ziyaret eden bir İngiliz gezgin herşeye bolluk derecesinde sahip olan bu insanların neden çalışmaya devam ettiklerini bir türlü anlayamadığını söylemişti; sadece zaman öldürmek için çalışıyorlardı çünkü yapacak başka birşeyleri yoktu. Onlar arasında gönülsüzce çalışan yoktu ve iş bulmak için yırtınan hiç kimse de sözkonusu değildi. Onların ne yoksullar evi ne de hastaneleri vardı; çünkü bir tane bile yoksul ya da hasta yoktu, ne terkedilmiş dullar ne de yetimler vardı; kıtlık diye birşey bilmiyorlardı ondan hiç korkuları yoktu. Onların on sitesinde bir tek jandarma, polis, hakim, avukat ya da asker yoktu; ne mapushane ne zindan, ve her şeyde yolunda gidiyordu. Ülkede yürürlükte olan yasalar onlar için yapılmamıştı; onları ilgilendiren konularda onların tümünü (yasaları) en küçük bir uygunsuzluk yaratmadan yok sayabilirlerdi. Gerçekten onlar en barışçı yurttaşlardı, hiçbir zaman için hapishanelere hiçbir suçlu göndermediler. Onlar- söylediğimiz gibi- malların tam bir ortak mülkiyeti içinde yaşıyorlar; kendi aralarında ne para vardır ne de ticaret.

Bu sitelerden biri – Kentucky Eyaletinde Lexington yakınlarındaki Pleasant Hill – geçen yıl Finch adlı bir İngiliz gezgin tarafından ziyaret edildi; aşağıdaki anlatı ona aittir:

« Pleasant Hill arduazdan ve taştan yapılma çok sayıda büyük ve zarif evler, fabrikalar, atelyeler, ahırlar ve ambarlardan oluşmaktadır; herşey intizam içindedir; tüm Kentucky’dekilerin en iyileri buradadır; Shakerlar’ın ektiği toprak derhal anlaşılmaktadır; siteyi güzel taş duvarlar çevrelemektedir ve işçiliği mükemmeldir. Çayırlarda çok sayıda iyi besili inek ve koyunlar otluyor, meyve bahçelerinde çok sayıdaki besili domuz yerlere düşmüş meyveleri midelerine indiriyor. Shakerlar’ın burada yaklaşık dört bin akr (Yaklaşık olarak 1 akr = 4 dönüm)toprağı vardır bunun yaklaşık dörtte üçünü ekmektedirler. Bu koloni 1806’da tek bir aile tarafından kuruldu; daha sonra başkaları gelerek onlara katıldı ve böylece çoğaldılar; bazıları beraberlerinde biraz para getirdi, bazılarıysa hiçbirşey getirmedi. Sayısız güçlüklerle mücadele etmek zorunda kaldılar ve çoğunlukla çok yoksul olduklarından başlangıçta birçok mahrumiyete katlandılar. Ama gayretle, tasarruflu ve hesaplı davranmakla herşeyin üstesinden geldiler: Şimdi herşeye bol bol sahipler, ve kimseye bir metelik borçları yok. Bu topluluk şu anda takriben üçbin üyeden oluşmaktadır bunların elli, altmış tanesi onaltı yaşından küçük çocuklardır. Onlar ne efendi tanırlar ne de uşak, köleyi ise hiç bilmezler; onlar özgür, zengin ve mutludur. İki okulları vardır; biri erkek diğeri kız çocukları içindir, okullarda okuma, yazma ve hesap öğretilir, bunların yanında ingilizceyi ve dinlerinin ilkelerini de öğretilir. Çocuklara fen öğretilmez çünkü mutlu olmak için onun gerekli olmadığına inanırlar. Evliliği kabul etmedikleri için yeni üyeler katılmazsa bu topluluklar giderek zayıflayıp son bulurlar; ama evliliğin yasaklanışı binlerce insanı caydırsa ve bu yüzden en iyi üyeler ayrılsa da durmadan yeni üyeler gelmektedir, katılımlar o seviyededir ki sayı durmadan artmaktadır. Sürüler yetiştiriyorlar, bahçeleri ve tarlaları ekiyorlar; keteni, yünü ve ipeği kendileri üretiyorlar ve onları kendi fabrikalarında eğirip dokuyorlar. Orada ürettiklerini kendileri tüketebilir, satabilir veya komşularıyla takas edebilirler. Alışkanlık olduğu şekilde gün doğunca çalışmaya başlıyorlar. Yönetim Kurulunun bir kamusal bürosu vardır, defterler ve hesaplar orada tutulur ve isteyen üye canı ne zaman isterse onları inceleyebilir. Servetlerinin hangi düzeye çıktığını öğrenmeyi merak etmezler, mallarının muhasebesini tutmazlar, sahip olduklarının kendilerine ait olduğunu bilmek onlara yeter, bilirler ki kimselere borçları yoktur. Yılda bir kez komşularının onlara ne kadar borcu olduğunun hesabını yaparlar.

Topluluk kırk ila seksen kişi arasında değişen beş aileye (bölüme) ayrılmıştır; her ailenin belli bir yönetimi vardır ve büyük ve güzel bir evi işgal ederler, her bir kimse topluluğun genel deposundan ihtiyacını, ihtiyacı her ne olursa olsun, birşey ödemeden kendisine gereken miktarda alır. Her ailede bir papaz yardımcısı vardır, o aileye gerekenleri teminle ve herkesin ihtiyaçlarını mümkün olduğunca önceden karşılamaya çalışır. Elbiseleri quaker (bir protestan tarikatı) tarzında, sade, gösterişsiz ve temizdir. Yemekleri çok çeşitli ve kesinlikle en iyi kalitedir. Yeni bir üye kabul için başvurduğunda –kurallara göre- sahip olduğu herşeyi topluluğa vermek zorundadır ve ayrılacak olursa bunları geri isteyemez. Bununla birlikte ayrılanlara gelirken getirmiş oldukları şeyler geri verilmektedir. Eğer hiçbirşey getirmemiş olan birisi bir gün ayrılmak isteyecek olursa kurallara göre çalışmalarına karşılık bir tazminat isteme hakkına sahip değildir, çalıştığı süre boyunca herkesin varlığından yiyip içtiği ve giyindiği bilinen bir gerçektir, bununla birlikte barışçı biçimde ayrılanlara bir yolluk vermek adet olmuştur.

Hükümetleri ilk hristiyanların adetlerine göre kurulmuştur. Her topluluğun iki papazı vardır- biri kadın diğeri erkek- onların da iki yardımcısı vardır. Bu dört papaz topluluğun başında yer alırlar ve her anlaşmazlıkta kararı onlar verirler. Topluluğun her ailesinde de iki başkan ve iki başkan yardımcısı vardır, ve bir de papaz yardımcısı veya idareci. Topluluğun malları üç üyeden oluşan yönetim komitesince yönetilir; Onlar tüm yapıya nezaret ederler, işleri yönlendirirler ve komşularla ticareti sağlarlar. Toplumun onayı olmaksızın toprağı ne alabilir ne satabilir. Ek olarak değişik faaliyet dallarında doğal olarak nezaretçiler ve yönlendiriciler vardır; ama onların kuralı şudur kim olursa olsun asla kimseye emir verme, herkes iyilikle ikna edilmelidir.”

Shakerlar’ın , New York Eyaletinde New Libanon’da bulunan, bir diğer kolonisi 1842’de Pitkeithley adında bir başka İngiliz tarafından ziyaret edildi. Bu Mr Pitkeithley, yaklaşık yedi-sekiz akr (1 akr = 4 dönüm) büyüklüğünde topraklara sahip yaklaşık sekizyüz nüfuslu kenti detaylı biçimde gözlemledi; atelyeleri, fabrikaları, tabakhaneleri, marangozhaneleri vb gezdi, ve tüm bu tesislerin mükemmel olduğunu ilan etti. Başlangıçta hiçbirşeyleri olmayan ve her yıl gitgide daha zengin olan bu insanların zenginliğine de hayran oldu ve şöyle dedi : “Mutlu ve neşeliler, onların mekanlarında anlaşmazlıklar yok aksine her yerde dostluk ve sevgi hüküm sürüyor, her tarafta eşi benzeri olmayan bir düzen, intizam var.”

Bunlar Shakerlar’la ilgili olanlar. Söylemiş olduğumuz gibi tam bir mal ortaklaşalığı içinde yaşıyorlar ve Amerika’da birbirine benzer on toplulukları var.

Amerika’da Shakerlar’ın dışında mal ortaklaşalığı üzerine kurulmuş olan diğer koloniler de halen varlıklarını sürdürmektedir. Hepsinden önce “Rappitler” den söz etmek gerekir. Rapp, 1790’da Wurtemberg papazıydı, hükümet kendisine devamlı eziyet ettiğinden 1802’de Amerika’ya gitmek için Luther Kilisesi topluluğundan ayrıldı. Taraftarları 1804’te onu izlediler, böylece yüzlerce ailenin katılımıyla Pennsylvania’da bir koloni kurdular. Tüm servetleri 25.000 Thaler(Eski bir Alman parası, bazı kaynaklar Dolar adının bu paradan ileri geldiğini söylüyor-Çevirmen) kadardı, bu parayla toprak ve aletler aldılar. Bakir topraklara yerleştiler ve tüm servetlerini harcadılar; kalanı kazandıkça ödediler. Mal ortaklığı kapsamında grup oluşturdular ve aşağıdaki anlaşmaya vardılar:

  • Herkes sahip olduğu herşeyi karşılığında birşey beklemeden topluluğa verecektir. Toplulukta herkes eşittir.
  • Yasalar ve emirler herkesi aynı derecede bağlar.
  • Herkes sadece tüm topluluğun iyiliği için çalışır, kendisi için değil.

Topluluğu her kim terk ederse çalışmasına karşılık tazminat isteme hakkına sahip değildir, ama getirmiş olduklarını geri alır, hiçbirşey getirmemiş olanlar eğer dostluk içinde ayrılıyorlarsa onlara karşılıksız olarak bir yolluk verilir.
Buna karşılık topluluk her üyeye ve ailesine yaşaması için gerekli gıda maddeleri temin etmeyi, hasta va yaşlılara gerekli bakımı sağlamayı üstlenmiştir, eğer ebeveynler ölürse ya da çocuklarını bırakıp da giderse o çocukların eğitimini topluluk sağlayacaktır.

İlk yıllarda tarıma hazır olmayan bir toprağı işlemek ve arazi için 7.000 Thaler ödemek zorunda oldukları için çok zor günler yaşadılar. Bu durum bazılarını –en zenginleri- yıldırdı, onlar verdikleri paralarını geri alarak gittiler, kalanlar için zorluklar daha da arttı. Fakat çoğunluk bu koşullara onurlu biçimde direndi, aşağı yukarı beş yılın sonunda 1810’da tüm borçlarını ödemeyi başardılar. 1815’te çeşitli nedenler yüzünden tüm yerleşkeyi sattılar ve Indiana Eyaletinde yirmi bin akr’lık (1 akr =4 dönüm) yeni bakir topraklar aldılar. Birkaç yıl içinde büyüleyici New-Harmony kentini kurmuşlardı; toprakların çoğunu işledikten sonra bağlar ve hububat tarlalarında ürün yetiştiriyorlardı, bir yün ve pamuk fabrikası kurdular, her geçen gün daha da zenginleşiyorlardı. 1825’te tüm kolonilerini Mr Robert Owen’a ikiyüzbin thaler karşılığında sattılar ve üçüncü kez bakir topraklarla buluşmak üzere yola çıktılar. Bu kez büyük Ohio ırmağının kıyısına yerleştiler ve şimdiye kadar oturdukları sitelerin en büyüğü ve en güzeli olan Ekonomi kentini kurdular. 1831’de Kont Leon yanında yaklaşık otuz Almanla birlikte onlara katılmak üzere Amerika’ya geldi. Yeni gelenleri sevinçle karşıladılar; ama Kont Leon üyelerden bazılarını Rapp’a karşı kışkırttı; sonunda tüm üyelerin katıldığı bir toplantıda Leon’un ve taraftarlarının gönderilmelerine karar verildi. Kalanlar gidenlere yüzbin thaler ödedi, bu parayla Leon ikinci bir koloni kurdu ama bu koloni başarısız bir yönetim sonucunda çöktü, üyeleri dağıldı, Kont Leon avare dolaşanlara döndü, kısa süre sonra da Texas’ta öldü. Buna karşılık Rapp kolonisi ise bugüne kadar gelişip güçlenmeye devam etti. Finch adlı gezgin aktüel durumu bize şöyle aktarıyor:

« Ekonomi kenti üç uzun ve geniş cadde ile bunları kesen yine büyük dört caddeden oluşmaktadır; bir kilisesi, bir lokantası, bir yün, pamuk ve ipek fabrikası, ipek böceği yetiştirme tesisleri, üyelerin kullanımına açık ve yabancılara ise satış yapan bir gıda maddeleri dükkanı, doğal bir tarihi kabineleri, çeşitli meslekler için atelyeleri, bir maliye büroları ve içinde oturdukları büyük bahçeli büyük ve güzel evleri vardır. Yürümeyle iki saat alan uzunlukta ve bir çeyrek süren genişilkteki ekilen topraklar, büyük bağlar, yediyüzotuz akr alanı kaplayan meyve bahçeleri, bunun dışında verimli topraklar ve çayırlar. Kolonide yaşayanların sayısı dörtyüzelliye yakındır, hepsi iyi giyimlidir ve iyi beslenmektedirler, muhteşem evlerde kalmaktadırlar, insanlar neşeli, doyuma ulaşmış, mutlu ve erdemlidir, uzun yıllardan beri hiçbirşeyin yokluğunu çekmemektedirler.

Bir dönem evliliğe çok karşıydılar, şimdi ise evleniyorlar, aileleri var ve eğer anlaşabildikleri insanlarla karşılaşırlarsa üye sayılarının artmasını çok istiyorlar. Onların dini Yeni Ahit’tir, ama özel bir mezhepleri yok ve herkesi düşüncesinde serbest bırakıyorlar ve inanç nedeniyle tartışma çıkartılmasına meydan vermiyorlar. Kendilerine Harmonistler diyorlar. Atanmış bir papazları yok. Şimdi seksen yaşını geçmiş olan Mr Rapp bir zamanlar papazdı, yöneticiydi ve hakemdi. Kendilerini müzik zevkine vermişlerdir, bazen konserler ve müzikli akşam toplantıları (suareler) yapmaktadırlar. Benim varışımdan önceki gün hasat öncesi tarlalarda büyük bir konser vermişlerdi. Okullarında okuma, yazma, hesap ve dilleri öğretiyorlar, aynen Shakerlar’da olduğu gibi fen bilimleri öğretmiyorlar. Gerekmediği halde çok çalışıyorlar, yaz-kış gün doğumundan batımına kadar. Herkes çalışıyor, kışın fabrikada çalışamayanlar tahılların dövülmesi, hayvan yetiştirilmesi vb işlerle uğraşıyorlar. 75 tane süt inekleri var, büyük bir koyun sürüleri, çok sayıda atları, domuzları ve kümes hayvanları var, önemli tasarruflarını tacirlere ve bankerlere yatırıyorlar, eğer dışarıdaki iflaslar sonucu önemli bir miktar kaybedecek olsalar da onlar da her yıl artan bu işe yaramaz paradan daha çok çok var.

Başkalarından mümkün olduğunca daha az şey satın almak için başlangıçtan beri ihtiyaç duydukları herşeyi kendileri imal etme çabasındalar, böyle böyle yaparak sonraları kendi ihtiyaçlarından fazlasını üretir oldular, kendi hayvan ırklarını geliştirmek için yüz ispanyol koyunundan oluşan bir sürü edindiler, bunun için beşyüz thaler ödediler. Amerika’da ilk kez yün ürünleri üretenlerin arasında yer aldılar. Daha sonra bağ ekmeye başladılar, keten yetiştirdiler, pamuk fabrikası kurdular, ipekböceği yetiştirip ipek ürettiler. Ama birşeyi satmadan önce kendilerine herşeyi bolca tedarik etmeye özen gösterdiler.

Yirmi ila kırk kişilik aileler halinde yaşıyorlar, her birinin kendine ait bir yönetimi var. İhtiyaç duydukları herşeyi ortak tedarik deposundan alıyorlar. Herkese bol bol yetecek kadar mal var, canları ne isterse tek metelik ödemeden alıyorlar. Elbiseye ya da ayakkabıya ihtiyaçları olduğunda terziye ya da kunduracıya gidiyorlar zevklerine göre elbiseler diktirip ayakkabılar yaptırıyorlar. Et ve diğer gıda maddeleri ailelere üye sayılarına göre dağıtılıyor, herşeyi bol bol alıyorlar, hatta aşırı bir bolluk var. “

Mal ortaklığı içinde yaşayan bir diğer koloni de Ohio Eyaletinde Zoar’da kurulmuşturç Bunlar da Rapp ile aynı devrelerde on yıl boyunca hükümetin çeşitli eziyetlerine maruz kaldığı için Luther Kilisesinden ayrılarak göç eden Wurtemberg’li ayrılıkçılardır. O kadar yoksuldular ki ancak Londralı ve Amerikalı yardımsever Quakerlar’ın (Şiddet yanlısı olmayan bir protestan mezhebi-Çevirmen) yardımlarıyla amaçlarına ulaşabilmişlerdir. Philadelphia’ya 1817 sonbaharında papazları Baumler yönetiminde geldiler ve bir quaker’dan bugün de sahibi oldukları yedi bin akr’lık (1 akr= 4 dönüm) toprağı aldılar. Yaklaşık Altıbin thaler olan fiyatı ileride ödemeleri gerekiyordu. Yerlerine varıp yerleştikleri zaman paralarını saydılar adam başına sadece altı thaler’leri vardı. Hepsi buydu; ve aldıkları toprağa karşılık tek kuruş ödememişlerdi; ve bu parayla tohumluk buğday, tarım araçları ile hasat zamanına kadar yetecek gıda maddeleri almaları gerekiyordu. Önlerinde içinde birkaç ahşap ev barındıran bir orman buldular; ekmeleri gereken toprak buydu, canla başla çalışmaya koyuldular kısa süre sonra onu ekilebilir bir tarla haline getirdiler, izleyen yılda da bir değirmen inşa ettiler. Başlangıçta topraklarını küçük parçalara böldüler ve herbir parça bir aile tarafından kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere özel mülkleri olarak işlendi. Fakat kısa sonra fark ettiler ki bu tarz uygun değildir, çünkü sadece kendi başına çalışan insanlarla ormanı ekilebilir hale getirmek mümkün değildi, gerektiği gibi bir yardımlaşmayı gerçekleştiremiyorlardı, bu yüzden çoğu giderek daha da borçlanıyordu ve tamamen yoksullaşma tehlikesiyle karşı karşıyaydılar. Birbuçuk yılın sonunda, 1819 Nisanında, mal ortaklaşılığında birleştiler, bir anayasa yazdılar ve papaz Baumer’i oybirliğiyle yönetici seçtiler. Bu durumda üyelerinin tüm borçlarını ödediler, toprak bedelini ödemek için iki yıllık bir süre kazandılar ve güçlerini birleştirdikten sonra çalışma şevkleri iki katına çıktı. Bu sayede belirlenen vadeden dört yıl öncesinde tüm toprak borçlarını ödediler, geri kalanı ise iki görgü tanığının anlatımına bırakalım.

Zoar’ı sık sık ziyaret eden bir amerikalı tacir burayı temizliğin, düzenin ve güzelliğin mükemmel bir modeli olarak tanımlamaktadır; muhteşem bir lokanta, ihtiyar Baumler’in oturduğu bir saray, iki akrlık güzel bir halk bahçesi, büyük bir sera, zarif mimariye sahip bahçelerle çevrili güzel evler. Burada yaşayan insanlar hayatlarından memnun olduğunu, mutlu yaşadıklarını, çalışmaya istekli olduklarını ve çok uyumlu davrandıklarını belirtmektedir. Onun bu tasviri Pittsburg (Ohio) gazetesinde, 17 Temmuz 1843 tarihli Pittsburg Daily Advocate and Advertiser, yayınlandı.

Daha önce kendisinden çokça söz ettiğimiz Finch bu topluluğun Amerika’da mal ortaklaşalığı kuran tüm koloniler içinde en iyi yönetilen topluluk olduğunu ifade etmektedir. Onların zenginliğini gösterir uzun bir liste vermektedir bu listede; keten ipliği tesisi, yün fabrikası, bir deri işleme tesisi, dökümhaneler, iki un değirmeni, iki marangozhane, iki harman makinası ve akla gelen her mesleğe ait atelyeler yer almaktadır. Ve tüm Amerika’da daha iyi ekilmiş tarlalar görmediğini eklemektedir.

Penny-Magazin ayrılıkçıların servetini 170.000 -180.000 thaler olarak tahmin etmektedir, ki bu servetin tamamını yirmibeş yıl içinde kazanmışlardır, çünkü başladıklarında adam başına sadece altı thaler’leri vardı. Yaklaşık ikiyüz kişiler. Bir dönem onlar da evliliği yasaklamışlardı ama onlarda Rappistler gibi kararlarını değiştirdiler şimdilerde evleniyorlar.

Finch bu ayrılıkçıların anayasasını yayınladı. İşte onun esaslı noktaları şunlardır:

  • Birliğin tüm memurları yirmibir yaş ve üstündeki tüm üyeler tarafından seçilir. Birlik onları her zaman için değiştirebilir. Topluluğun tüm mallarını yönetirler ve üyelere hayati ürünleri, kalacak yerleri, giyim ve gıdayı mevcut koşulların elverdiği imkanlara göre ve özel bir düşünce katmaksızın temin ederler. Çeşitli faaliyet kolları için alt yöneticileri atarlar, yaşanabilen küçük anlaşmazlıklarda hakemlik yaparlar, topluluk konseyiyle birlikte anayasaya aykırı olmayan yeni kurallar getirebilirler.
  • Topluluğun güvenini kazanarak uzun süre görevde kalan müdür (direktör) bir yüksek memur gibi tüm işleri yönetir. Alım satıma, sözleşme yapmaya yetkilidir önemli durumlarda üç idarecinin onayı olmadan icraatta bulunamaz.
  • Topluluk konseyi beş üyeden oluşur bu üyelerden bir tanesi her yıl değişir. Topluluktaki en yüksek iktidarı temsil eder ve müdür ve idarecilerle birlikte yasaları yapar, diğer memurları denetler ve tarafların idarecilerin kararlarından memnun kalmadıkları anlaşmazlıkları çözüme kavuşturur.
  • Maliye yöneticisi dört yıl için seçilir, tüm üyeler ve memurlar arasında parayı depoda saklama hakkı olan tek kişi odur.
  • Bundan başka, anayasa bir eğitim kurumu kurulduğu zaman tüm üyelerin bu kurumun mülkiyetini topluluğa vermesini emreder, daha ileride kimse bu kurum üzerinde bir hak iddiasında bulunamaz, yeni üyeler topluluk içinde bir yıl yaşayıp sonrasında tüm üyelerin olumlu oylarını almadıkça topluluğa kabul edilemezler, anayasa üyelerin dörtte üçü istemedikçe değiştirilemez.

Bu tasvirler çok kolaylıkla detaylandırılabilir, çünkü Amerika içlerine giren her gezgin sözünü ettiğimiz kolonilerden birini ya da ötekini ziyaret etmiştir. Ama hiçbir kimse onlar hakkında kötü sözler etmemiştir, aksine herkes onlardan övgüyle söz etmektedir; illa eleştirmek için onların – özellikle de Shakerlar’ın- dinsel ön yargılarından söz etmek gerekir mi, ama çok açıktır ki dinin bu mal ortaklığı doktrini ile hiçbir alakası yoktur. Bu konuda Miss Mertineau ile Mr Melish ve Mr Buckingham’ın ve diğerlerinin eserlerinden söz edebilirim. Ama söylemiş olduğum gibi buna hiç gerek yoktur.

Shakerların, harmonistlerin ve ayrılıkçıların elde ettikleri başarı, insan toplumunun yeni bir evrensel organizasyona duyduğu ihtiyaç ve sosyalistlerle komünistlerin bu yöndeki çabaları Amerika’daki birçok insanı son yıllarda bu tip girişimlere sarılmaya itmiştir. Örneğin; Mr Ginal, Filadelfiyalı bir Alman vaiz, bir birlik kurarak Pennsylvania eyaletinde 37.000 akr’lık orman aldı, çoğu Alaman olan beşyüz kadar üyesini yerleştirmek üzere seksen bina inşa etti. Büyük bir deri tesisleri ile çanak çömlek imalathaneleri, çok sayıda atelyeleri ile ihtiyaç maddesi dükkanları var, ve talihleri mükemmel. Çok açık görülüyor ki -öncellerinde olduğu gibi- mal ortaklaşalığı içinde yaşıyorlar. Mr Hizby denen biri- Pittsburg (Ohio)’lu bir demir-çelikçi kendi memleketinde benzer bir topluluk kurdu. Geçen yıl şehirden uzak olmayan 4.000 akr kadar bir toprak aldı orada mal ortaklaşılığına dayalı bir koloni kurma niyetinde.

Bunlardan başka New York Eyaletinde Skaneateles’te 1843 baharında İngiltereli bir sosyalist olan J.A. Collins tarafından kurulan otuz üyeli bir koloni mevcuttur, Massachusetts Eyaletinde Minden’deki yaklaşık yüz kişilik bir diğer koloni 1842 den beri varlığını sürdürmektedir, Pennsylvania Eyaletinde Pike Country’de yeni kurulan iki topluluk var, Bir diğer topluluk ise Massachusetts Brook Farm’da, elli üyeli ve yaklaşık otuz öğrencinin bulunduğu bu toplulu 200 akr’lık bir araziye sahip, Unionist papaz G. Ripley idaresinde mükemmel bir okul kurdular, Bir topluluk da Northampton’da varlığını sürdürüyor: beşyüz akrlık arazi üzerinde yüzyirmi üye ziraat yapıyor, hayvan yetiştiriyor, zanaatla ve ağaç işleri sanayii ile uğraşıyor, ipek fabrikalarında ve boya atelyelerinde faaliyet gösteriyor, ve son bir örnek de İngiliz sosyalistlerine ait bir koloni, Wisconsin Eyaletinde Milwaukee yakınlarında Equality’ye göç edenlerden Thomas Hunt tarafından kurulan bu topluluk hızla gelişti. Bunlardan başka son zamanlarda kurulan pek çok topluluk daha var ama henüz onlar hakkında bir bilgiye sahip değiliz.

En azından birşey kesin, Amerikalılar ve özellikle de New York, Philadelphia, Boston vb gibi büyük kentlerin yoksul işçileri bu işe dört elle sarıldılar ve benzer topluluklar oluşturmak için birlikler kurdular, her an yeni topluluklar kurulmakta. Amerikalılar halkın emekleriyle semiren birkaç zengine uşaklık etmekten bıkıp usandı. Bu ulusun çalışkanlığı ve kararlılığı sayesinde mal ortaklığı toplulukları ülkenin önemli bir kısmına yayılacaktır.

Ama sadece Amerika’da değil İngiltere’de de mal ortaklığını uygulama girişimleri görülmektedir. Bu ülkede bir yardımsever olan Robert Owen otuz yıldan beri bu doktrini öğütlüyor, bütün servetini bu işe harcadı ve şimdi Hampshire’da Harmony denen yerde bulunan koloniyi kurmak için kendini paraladı. Bu amaçla bir ortaklık kurduktan sonra 1.200 akrlık arazi aldı ve Owen önermeleri temelinde bir topluluk oluşturdu. Şimdilerde yaklaşık yüz üyesi var hepsi bir büyük binada yaşıyorlar ve şu ana kadar esas itibarıyla tarlalarda çalışıyorlar. Herşeyden önce yeni bir toplumsal düzenin mükemmel bir modeli olarak organize edildiğinden önemli bir sermayeye ihtiyaç vardı ve şimdiye kadar o (Owen-çevirmen) bu işe ikiyüz bin thaler yatırdı.

Bu paranın bir kısmı vadesi gelince ödenmek üzere borç alınmıştı; bundan çeşitli zorluklar çıktı. Çok sayıda tesis para yokluğundan tamamlanamadı ve bu yüzden üretken hale gelemedi. Bunun yanında topluluk üyeleri kuruluşun sahipleri değildi, ama kuruluşun mülkiyetine sahip olan sosyalistlerin ortaklığınca yönetilmekteydiler, bu durum zaman zaman yanlış anlamalara ve memnuniyetsizliklere neden olmaktaydı. Ama herşeye rağmen üyeler sağduyu içinde bir arada yaşıyorlar, tüm ziyaretçilerin tanıklığına göre karşılıklı yardımlaşıyorlar, ve tüm zorluklara karşın kuruluşun varlığı tamamıyla güven altındadır.

Esas olan şu ki zorluklar topluluktan ileri gelmiyor, topluluğun tamamıyla kurulamamış olmasından kaynaklanıyor. Eğer kurulması tamamlanmış olsaydı topluluk tüm kazançlarını borçları ve faizini ödemek zorunda kalmayacaklar, onun yerine tesislerini mükemmelleştirmek ve şirket yönetimine bağımlı olmaksızın kendi yönetimlerini seçmekle uğraşacaklardı.

Bu topluluk yakın zamanlarda tarımın durumu hakkında bilgi edinmek için tüm İngiltere’yi gezen bir ekonomist tarafından tasvir edildi bu ekonomist raporunu London Morning Chronicle’da (13 Aralık 1843) “ Sabanın arkasından ıslık çalan birisi” başlığıyla yayınladı.

Ayrık otlarının buğdaydan daha çok olduğu tarlalarla kaplı çok kötü ekilmiş bir bölgeyi geçtikten sonra hayatında ilk kez bir komşu köyde bulunan Harmony sosyalistlerinden söz edildiğini duydu. Hoş sohbet birisi ona onların (sosyalistlerin) büyük bir alanı ektiklerini ve onlar hakkında yayılan tüm söylentilerin yalan olduğunu anlattı- bölgedeki insanların yarısı sosyalistler gibi davranmış olsa ve bölgedeki arazi sahipleri yoksullara onlar kadar iş verse ve aynı avantajları sağlasa bu çok büyük bir onur olacaktır. Mülkiyet üzerine belli görüşleri var, ancak işi çok iyi götürdüler ve tüm bölge için iyi bir örnek oluşturdular. Ve eklemek gerekir ki dinsel inanışları birbirinden farklıdır; bazıları bir kiliseye inanırken diğerleri başka kiliseye inanıyor, insanlarla din ya da politika hakkında hiç konuşmuyorlar. Benim bizzat sorduğum iki kişi bana aralarında belirlenmiş bir din olmadığını herkesin istediğine inanabileceğini söyledi. “Buraya gelip yerleşeceklerini öğrendiğimiz zaman hepimiz tedirgin olmuştuk, ama şimdi görüyoruz ki onlar harika komşulardır, insanlar için iyi ahlaka örnek oluşturuyorlar, yoksullarla çok ilgileniyorlar ve asla bize fikirlerini kabul ettirmeye çalışmıyorlar, onlardan şikayet etmemiz için hiçbir neden yok. Hepsi efendice davranıyorlar ve iyi eğitimliler; bölgede hiç kimsenin onların haline tavrına söyleyecek hiçbir sözü yoktur.”
Gazetecimiz aynı sözleri başka kaynaklardan da duydu ve kalktı Harmony’ye gitti. Yine kötü ekilmiş tarlaları geçtikten sonra iyi işlenmiş güzel ve bol ürünlü bir pancar tarlasına rastladı; çevredeki çiftçilerden biri olan arkadaşına eğer bunlar sosyalistlerin pancarlarıysa işler iyi görünüyor. Hemen sonrasında yediyüz sosyalist koyunuyla karşılaştılar onlar da aynı şekilde muhteşemdi, daha sonra büyük bir binanın önüne vardılar, bina sağlam ve zevk eseriydi. Ama inşaatların hepsi henüz tamamlanmamıştı: tuğlalar ve inşaatta kullanılan ağaç malzemeler, yarı yarıya örülmüş duvarlar, henüz temel kazısı yapılmamış arsalar. Binaya girdiler, ilgi ve dostlukla karşılandılar, onlara tüm tesisleri gezdirdiler. Zemin katta büyük bir yemekhane ve mutfak vardı, yemek dolu tencereler yemekhaneye ait bir makinayla taşınıyordu, boşalan tencereler de aynı yolla mutfağa geri götürülüyordu. Birkaç çocuk bu makinayı ziyaretçilere gösterdi, çocukların elbiseleri temiz ve lekesizdi, sağlıklarının iyi davranışlarının oturaklı olduğu görülüyordu. Mutfakta çalışan kadınlar da aynı şekilde temiz ve nezaketliydi, ziyaretçi, henüz yeni bitmiş olan öğle yemeğinin kirli kapları arasında böylesine temiz ve düzgün görüntüye tanık olmakla epey bir şaşkınlık yaşadı. Mutfağın kendisi de her türlü övgünün üzerinde bir zevkle düzenlenmişti; Londralı mimar Londra’da bile pek az mutfağın ancak bu kadar eksiksiz olduğunu ve bu kadar masraftan kaçınmadan düzenlendiğini ifade etti. Mutfağın yakınında konforlu çamaşırhaneler, banyolar, malzemelerin muhafaza edildiği odalar, iş dönüşü kişisel temizlik yapmaya yarayan her şeyin bulunduğu bölümler vardı.

irinci katta büyük bir balo salonu var, onun üzerinde de yatak odaları, hepsi de çok konforlu biçimde yapılmıştır. Bahçe yirmiyedi akr büyüklüğündedir ve en iyi şekilde bakılmaktadır, her tarafta büyük bir hareketlilik gözleniyor. Burada tuğla imal ediliyor, daha ileride kireç hazırlıyorlar, ve ötede de yol inşaatı ve düzenlemeleri var. Yüz akra buğday ekilmiş haldedir, diğer tarlalara da hububat ekimi için hazırlıklar yapıyorlar, sıvı gübre elde etmek için bir havuz inşa etmişler, bir taraftan da yakındaki bir koruluktan toprak üzerindeki humusları gübre olarak kullanmak için topluyorlar, özetle toprağın verimini arttırmak için herşeyi yapıyorlar.

Ve ziyaretçimiz şu sonuca varıyor : “topraklarının ortalama yıllık kira değerinin üç lira (yirmibeş thaler) olduğunu düşünüyorum oysa onlar onbeş şilin (beş thaler) ödüyorlar. Onlar, sadece makul biçimde yönetmek suretiyle mükkemmel bir iş yapmışlar – bu toplumsal yapılar hakkında ne düşünürsek düşünelim- onların arazilerini takdire şayan biçimde ekip biçtiklerini kabul etmek gerekir.”

Biraz da bu topluluğun iç düzenlenişinden söz edelim. Üyeler büyük bir binada beraberce yaşıyorlar, herkesin kendine ait bir yatak odası var, bina büyük bir konfora sahip, evin işleri bir grup kadın tarafından görülüyor, bu sayede çok sayıdaki küçük evlere göre masraflardan, zamandan ve emekten bayağı bir tasarruf sağlanıyor, bu sayede küçük özel ekonomilerde hayal bile edilemeyecek mallar alınabiliyor. Mutfakta yakılan ateş aynı zamanda sıcak havasıyla evin tüm odalarını ısıtıyor, borularla her odaya sıcak ve soğuk su veriliyor, kısaca söylemek gerekirse ancak ortaklaşa bir organizasyonun sağlayabileceği her türden mal ve avantajlar burada mevcut. Öğrenciler kuruluşla bağlantılı bir okula gönderiliyor ve orada ortak hesaba dayalı olarak eğitim görüyorlar. Ebeveynler çocuklarını istedikleri zaman görebiliyorlar, verilen eğitim beden gelişimi ve entellektüel formasyonla birlikte ortak hayata dair eğitimi de içeriyor. Çocuklar dinsel ve teolojik yergilerle yerden yere vurulmuyor, ne yunanca ne de latince yükü yüklenmiyor, buna karşılık doğayı, kendi vücutlarını ve entellektüel kapasitelerini öğreniyorlar, dersler arasında bazı saatlerini dinlenme amacıyla tarlalarda geçiriyorlar , dersler kapalı alanda olduğu gibi bazen de açık havada yapılıyor, çalışmak eğitimin büteünleyici bir parçasıdır. Ahlak eğitimi şu ilkenin uygulanışıyla sınırlıdır : sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma; kısacası en mükemmel eşitliğin ve kardeşçe sevginin pratiğe uygulanışıdır bu.

Kuruluş daha önce söylediğimiz gibi Sosyalist Ortaklığın denetimi altındaki bir başkan eliyle yönetilmektedir; bu yönetim her yıl ortaklığın her kesiminin bir üyesini gönderdiği kongre tarafından seçilir, bu yönetim Ortaklığın statüsü çerçevesinde sınırsız yetkiye sahiptir ve kongreye karşı sorumludur. Böyle olmakla topluluk kendi dışındaki insanlar tarafından yönetilmiş olmaktadır ve bu da yanlış anlamaların ve pürüzlerin bir türlü önlenememesi sonucunu doğurmaktadır- eğer Harmony deneyimi bu sebeple ve paranın neden olduğu güçlükler yüzünden başarısız olsaydı – diğer taraftan bunu söylemeyi gerektirecek birşey yoktur- bu hal mal ortaklığı lehindeki argümandan başka birşey olmazdı, bu güçlüklerin topluluğun henüz tamamıyla gerçekleştirelememiş olmasından ileri geldiği bellidir. Tüm bunlara rağmen kuruluş varlığını güvenli biçimde sürdürmektedir, çok hızlı ve çok mükemmel ilerlemese de topluluğun hasımları onun yokolduğunu görme zevkini tadamayacaklardır.

Özetlersek mal ortaklığının hiç de imkansız olmadığını görüyoruz, aksine bu yöndeki deneyimlerin hepsi başarıya ulaşmıştır. Aynı zamanda görüyoruz ki toplulukta bulunan insanlar daha az çalışarak daha iyi bir hayat sürüyorlar, zihinlerini geliştirmeye yarayacak daha çok boş zamanları var, mülkiyeti muhafaza eden komşularının yanında çok daha iyi ve çok daha ahlaklı kişilerdir. Tüm bunlar Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar, Belçikalılar ve az sayıda Almanlarca tanındı. Tüm ülkelerde belli sayıda insanlar bu doktrini yaymakla uğraşıyor ve topluluk kurmada rol alıyor.

Bu iş herkes için önemli ise de hiçbirşeye sahip olmayan, bugün kazandığını yarın harcayan,nereden ve nasıl geleceği belli olmayıp önlenmesi de mümkün olmayan darbelerle her an için ekmekten bile mahrum kalabilecek olan yoksul işçiler için özellikle önemlidir. Orada bağımsız, güvenli ve endişeden uzak bir perspektif buluyorlar, bugün zenginlikleri sayesinde işçileri köleleri haline getirebilenlerle tam bir hak eşitliğine kavuşuyorlar. Diğer ülkelerde işçiler malların ortaklığını isteyen parti çekirdekleri oluşturuyorlar, bu konuya dört elle sarılmak Alman işçileri için de bir görevdir.

Eğer işçiler aralarında birleşirse, dayanışma gösterip de aynı amacı izlerlerse zenginlerden çok daha güçlü olacaklardır. Eğer hepsi makul bir amacın peşine düşüp de herkes için en iyiyi ararlarsa – aynen mal ortaklığı topluluklarında olduğu gibi- zenginlerin arasındaki en iyi ve en makul insanlar da ortaya çıkacak işçilerle mutabık olduklarını ilan edecekler ve kendilerine düşen yanları düzenleyeceklerdir. Almanya’nın tüm partilerinde mal ortaklığı lehinde olduklarını açıkça ilan eden açık sözlü ve eğitimli çok sayıda insan var ve onlar zenginlerin kendi yararlarına haczetmiş olduğu bu toprağın zenginlikleri üzerinde halkın taleplerini destekliyorlar.

Çeviri: Burhan Boran

Bu çeviri ilk olarak https://ortayerde.wikispaces.com ta yayınlanmıştır.

https://ortayerde.wikispaces.com/KomunistKoloniler

Orjinal kaynak:

Beschreibung der in neuerer Zeit entstandenen und noch bestehenden kommunistischen Ansiedlungen

http://www.mlwerke.de/me/me02/me02_521.htm

You may also read!

Jean Dieuzaide L’Equipe, Vieira de Leiria, Portugal, 1954.

Hafızayı Geri Çağırmak-Mazhar Süyük

‘Sınıf Çözümlemelerinin Med Cezirleri, Marks, Weber ve Ötesi-Özgür Narin’ üzerine bir değerlendirme İçinde yaşadığımız kapitalist düzenin kendisi ile devam

Read More...
92825619

Birleşik Bir Emek Hareketi İçin İşçi Meclislerini Tartışıyoruz…

Birleşik Emek Koordinasyonu Girişimi olarak, ortak bir dert ve fikir etrafında yan yana geldik ve geçtiğimiz hafta bir bildiri

Read More...
escher red ants

Diyalektik Materyalizmin Mini Politik Tarihi-Mustafa Cemal

Politik öykü Engels’in diyalektiği, “diyalektik materyalizm” başlığı altında ilkeleştirmesiyle başlar. İlk kez Anti-Dühring (1878) adlı çalışmasında önerilmiş bu ilkeler

Read More...

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Mobile Sliding Menu