İsmail Beşikçi ile röportaj-Suphi Nejat Ağırnaslı

In Emperyalizm, Heval, Köstebek Mic, Siyaset, Sömürgecilik
mucadele

mucadele1939 yılında Çorum’tm İskilip ilçesinde doğan İsmail Beşikçi Erzurum Üniversitesi’nde öğretim görev­lisi iken “Doğu Anadolu’nun Düzeni”adlı kitabından dolayı tutuklandı ve uzun cezaevi yıllarında resmi ideoloji ile hesaplaşma dönemi haşladı. “Bilini yöntemi ” haslığın­da yayınladığı kitapla Kemalizm İn özellikle Kürt halkına karşı uyguladığı politikaları mahkum ettikçe mahkumiyet­leri arttı ve günümüze kadar yalnızca yazdıkları yazı­lardan dolayı 23 yıl cezaevinde kaldı. Beşikçi ile halen yaşamakta olduğu Ankara’da Yurt Yayınlan ‘nda görüştük.

SİyASİ: Kritik bir eşikte seçimler yapıldı, AKP Kürdistan’da belli düzeyde oya sahip oldu ve öte yandan uzun bir aradan sonra Kürt vekiller meclise girdi. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İ. Beşikçi: Seçimlere DTP bağımsız adaylarla girdi. Seçimler sonucunda AKP’nin Kürt bölgelerinde daha çok oy aldığı görüldü. Bazı yerlerde %52 bazı yerlerde daha fazla oy aldığı görüldü. Bir kere şu önemli benim kanımca: Parlemento seçimleri Kürtler için çok anlamlı değil benim kanımca. Anlamlı olan yerel  yönetimler. Yerel yönetimlerde Kürtlerin daha ağırlıklı olması, yerel yönetimleri denetlemesi, yerel yönetimlerdeki konumunu güçlendirmesi çok daha önemli, Diyarbakır, Batman, Van, Nusaybin, Kızıltepe, Yüksekova gibi şehirlerde Kürtlerin yerel yönetimlerde güçlü olmaları daha önemli… Seçimlere bağımsız adaylarla girdi yirminin üzerinde milletvekili çıkarttı parlamentoda grup oluşturabiliyor ama işte 22 Temmuz dikkate alındığı zaman Kürtlerin yani DTP’ye oy verebilecek Kürtlerin kendi seçim bölgelerinde olmadıklarında da görüyoruz. Örneğin pamuk toplamak için Çukurova’ya gidenler, bağ bahçe işlerinde çalışmak için Ege’ye gidenler ya da fındık toplamak için Karadeniz’e gidenler var. Orta Anadolu’ya gelenler var. Gene 22 Temmuz döneminde Kürtlerin bir kısmının kendi seçim bölgelerinde olmadıklarını görüyoruz. Örneğin bunların Karadeniz veya Çukurova’dan kendi seçim bölgelerine getirilmeleri mümkün değil. Fakat bu da heralde seçilmiş bir tarih, işte Kürtlerin kendi bölgelerinde olmadığı bir tarihi seçiyorsun. İşte DTP’ne oy verebilecek kitlenin bir kısmının kendi bölgelerinde olmadığı bir dönem, seçim sonucunda DTP’nin yirminin üzerinde milletvekili çıkarttığını AKP Kürt bölgelerinde birinci oldu. Benim kanımca burada dikkate değer bir durum var AKP’nin birinci hedefi, DTP’yi Kürt bölgelerinde birinci parti olmaktan düşürmek. Önceden yapılmış bir tercih, bunun için önemli bir çaba harcanmış, bu çerçevede örneğin Kürt bölgelerinde askerlerin,               polislerin, güvenlik güçlerinin subayların da kişi olarak bu partiye oy verdiklerini düşünüyorum. Örneğin Türkiye’nin batı yörelerinde, şeriat geliyor, şeriat herkes için tehlikelidir, herkesin başını zorla örtecekler, böyle bir tehdit yürütülüyor, Türkiye’nin batı yörelerinde, işte cumhuriyet mitingleri örneğin. Ama Kürt bölgelerinde durumun çok değişik olduğu kanısındayım. Kürt bölgelerinde, askerler ve güvenlik güçlerinin AKP’ye oy verdiklerini düşünüyorum, nedeni de DTP’yi birinci parti olmaktan düşürmekti… Bu amaca da ulaşmıştır benim kanunca. Bunun dışında bir de DTP eski seçimlere nazaran örneğin 2002 seçimlerine nazaran 1995, 1999 seçimlerine nazaran daha az oy almıştır. Oylarında düşüş olduğu görülmektedir. Herhalde partinin aday seçimi ile ilgili bir durumu, ya da partinin ideolojik olarak çalışmalarıyla, toplumdaki etkinliği ile ilgili bir durum.

SİyASİ:Son noktayı biraz açabilir misiniz? DTP şu andaki siyasal ortamda özellikle Kürt sorunun geldiği noktada kendisini nasıl konumlandırması gerekiyor? Oylarda bir düşüş olduğu aşikar. Kolluk kuvvetlerinin oylarını bir yana bırakırsak, bölgedeki K.Kürdistan ’daki halkın da AKP ’ye yöneldiğini söylemek mümkün, bu halkın DTP’ye bir mesafe koyması olarak okunabilir mi? Böyle ise DTP nasıl bir zaaf içinde? Sadece aday seçimi mi yoksa, ideolojik -politik konumlanışta mı bir sorun var?

İ.Beşikçi: İdeolojik konumlanışında da bir eksiklik var kanımca, yanlışlık var. Örneğin seçimlerden önce, kısa bir süre önce, DTP adaylarının yayınladığı bazı yazılar vardı, örneğin Aysel Tuğluk’un bir yazısı vardı, bu yazıda örneğin Kemalizme karşı bir övgü sözkonusuydu. Buna karşı Diyarbakır gibi yörelerde büyük tepki oluştu. Bu tepki şöyle olabilir, insanlar öteki seçimlerde DTP’ye yahut HADEP’e oy veren kişiler bu seçimlerde sandık başına gitmemiş olabilir. Protesto olarak, bu düşünceleri benimsemiyor olarak sandık başına gitmemiş olabilir, Diyarbakır’da da partinin daha önceki seçimlere nazaran daha az oy aldığını görmekteyiz.

SiyASİ:  Şöyle bir şey sormak istiyorum  size. Seçimi değerlendirirken, siz özellikle yerel yönetimlerin önemine vurgu yaptınız Kürt siyaseti açısından. Yerel hususta şöyle bir durum söz konusu. AKP’nin seçim siyasetine baktığımız zaman popülist bir yerden ama halkın sosyal sorunlarına da eğilen (kömürden defter dağıtımına kadar) bir yaklaşımı vardı. Şimdi bu bağlamda, DTP’nin Kürt halkı ile kurduğu ilişkide, sorunu bir kimlik sorunu/ulus sorunu olarak koyup, başka bir yerden de daha sosyal sorunlara eğilmekte tutuk kalması başka bir sorun mu? DTP ’nin, Kürt halkının sosyal sorunlarına yaklaşımı bir zafiyet içerisinde mi?

İ. Beşikçi: Şöyle örneğin: doğal afetler, seller bölgenin büyük şehirlerinde, o afetlerden dolayı yardımlar olmuş fakat bu yardımları uzaktaki belediyeler zamanında halka ulaştırmamışlar. Örneğin kiliseler birliği, AB, yabancı unsurlar, afetzedelere karşı maddi yardımlar yapmışlar fakat bu yardımlar AKP’nin belediyeleri tarafından zamanında dağıtılmamış, depolara kaldırılmış, işte bu yardımların seçimlerden önce 22 Temmuz’dan önce halka dağıtıldığını biliyoruz. İşte o yardımı yapıyor, onun karşılığında oy istiyor. Pek çok yerleşim bölgesinde böyle oldu. AKP’nin oylarını arttıran bir unsur bu olabilir. Şöyle değerlendirilebilir bile belki, Kürtler bu seçimlerde oylarının bir kısmını AKP’ye vermişlerdir ama AKP’den de bir takım talepleri olacaktır; ulusal sorunun çözümlenmesi noktasında talepleri olacaktır AKP bunları karşıladığı oranda tekrar halkın AKP’ye oy vermesi söz konusu olabilir ama AKP bunları karşılayabilir mi? Ayrı bir konu benim kanımca AKP bunları karşılayamaz, resmi ideolojiye daha bağımlı bir parti, bunları kısa dönem içerisinde karşılaması benim kanımca pek mümkün görünmüyor.

SiyASİ: AKP ’ye oy veren seçmenin ulusal soruna ilişkin beklentisi olacaktır diyorsunuz?

İ.Beşikçi: Evet olacaktır.

SiyASİ: Sınıfsal meselelerin ifade edilişi olarak da okuyabilir miyiz AKP ’nin yükselişini? İstanbul ’daki veya Diyarbakır’daki bir insanın Kürt olmakla birlikte sigortasız çalışmaktan tutun da başaka bir çok sıkıntısı var. Belki bunun çözümüne dair DTP’den beklentileri olamaz mı? Nasıl AKP ’den Kürt sorununa dair bir adım bekliyorlarsa.

İ. Beşikçi: Bu AKP’ye verilen oy benim kanımca geçici bir durum. AKP’nin Kürtlerin taleplerini kısa dönemde gerçekleştirmesi söz konusu değil. Tabi bu göç önemli bir olgu köylerin yakılıp yıkılması, insanların yerlerinden edilmesi, başlı başına önemli bir olgu. Örneğin insanlar yerlerini yurtlarını terk etmişler, zorlanmışlar, İstanbul’da Bursa’da, İzmir’de çok olumsuz koşullarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Tabi şöyle bir sorun var, Siirt’ten Hakkari’den Van’dan sürülmüşsünüz, bölgede toprağınız, suyunuz var, ama değerlendiremiyorsunuz, oraya gelemiyorsunuz, oraya ancak korucu olursanız gelebiliyorsunuz, fakat koruculuk da yapmazlar. Tabii ki siz korucu olmamak için orayı terk etmek zorunda kalmışsınız, suyunuzu toprağınızı kullanamıyorsunuz, kimselere muhtaç  olmadan yaşamak mümkünken, Bursa gibi İstanbul gibi yerlerde çok olumsuz koşullarda           yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Hastaneye gidemiyorsunuz, kimseye derdinizi anlatamıyorsunuz… Bu koşullarda AKP araç gereç destekliyor. Bu geçici bir durum, herhalde ilerdeki bir seçimde, ilerdeki bir zamanda AKP tekrar araç gereç dağıtarak oy almayı o kadar rahat bir şekilde sürdüremez.

SiyASİ: Kürt ve Türk halkının da yaşadığı kimi sosyal sıkıntıları bir politika haline getirmek, bir politik açılımı da kendi tabanını yakalamanın bir aracı haline getirmek, örneğin ulusal sorun/ kimlik sorunu yanı sıra sosyal sıkıntıları başlı başına programın bir parçası haline getirmek gibi bir açılım yapmak Kürt hareketinin tabanı ile ilişkisini toparlayamaz mıydı?

İ. Beşikçi: Şimdi böyle ama, temel sorun çözümlenemediği -kimlik sorunu- için öbür sorunları birinci plana getiremiyorsunuz. Örneğin yerini yurdunu terk etmek sosyal bir sorundur. Bunu yapmak zorunda kalıyorsunuz, İstanbul’a geliyorsunuz, Bursa’ya geliyorsunuz, buradaki yaşantmız çok olumsuz, bu sosyal bir sorundur. Ama birincil sorun başka. İşte niye memleketinizi terk etmek zorunda kalmışsınız? Niye korucu olmuyorsunuz? Resmi ideolojiye bağımlılık istemiyorsunuz, bir takım sorunlarınız var, bunlarla ilgili hareketlerin sempatizanısınız, bunların içinde oğlunuz kızınız var, onlara kendinizi daha yakın hissediyorsunuz. Kimlik sorununun önemli olduğunu düşünüp korucu olmuyorsunuz.     Koruculuk yapmayınca da işte böyle dayatmalarla karşılaşıyorsunuz. Diyelim Van’dan kalkıp İstanbul’a gelmek sosyal bir sorundur, ya da mevsimlik işçilik yapmak sosyal bir sorundur ama buralarda çok hakaretlerle karşılaşıyorsunuz, Karadeniz’de, Orta Anadolu’da çok büyük hakaretlerle karşılaşıyorsunuz. Örneğin işte biraz toprağı var bir iki dönüm Karadeniz’de aslında kendisi de emekçidir ama Kürt emekçilerine karşı düşmanca tutumlar, kendi köylerine kabul etmeme, köye gelmişlerse bile çeşmelerine kabul etmeme, evlerine kabul etmeme, tuvaletlerine kabul etmeme, bu sosyal sorundur ama bunların temelinde kimlik meselesi yatmaktadır. Siz resmi ideolojinin istediği tutumu sergilemeyince, o diyor ki sen buraları terk et istiyor. Orayı terk ettiğin zaman çok ağır sorunlarla karşılaşıyorsun. Hastaneye gidemiyorsun, çocuklar sokak çocuklarına, suç örgütlerine katılıyor. Kaçakçılık için ayak işlerini yapıyorlar. Sosyal sorun var ama sosyal sorunların temelinde kimlik var. Kimlik nerede bitiyor, sosyal sorun nerede başlıyor bunu belirlemek zor. Temel sorun kimliktir ve bu resmi ideolojinin asla kabullenmeyeceği bir durumdur. Türk olacaksın, Müslüman olacaksın, kendinle ilgili Kürtlerle ilgili haklar talep etmiş olduğu zaman resmi ideolojiye karşı hareket etmiş oluyorsun.

SiyASİ:  Yani geçmişe nazaran örneğin 1984’ten alalım, 1999’a kadar belki savaşın ve mücadelenin belli bir ortamı vardı, sonra ateşkes süreci ve AB süreci, burada kent yaşamına daha fazla entegre olmuş bir kesim bir takım yaşama tutunabilmiş bir kesim, öte yandan da gerçekten de varlık yokluk arasında gidip gelen, sürekli  bir şekilde hayata tutunmak için çabalayan bir kesim insan söz konusu, iki kesimde Kürt olmakla ve bu kimlikten dolayı resmi ideoloji tarafından baskı altında tutulmakla birlikte ikisinin de yaşamda duruşları itibarıyla, politikadan bekledikleri, yaşamdan bekledikleri, siyasete dahil olurken bekledikleri değişik olmayacak mıdır? Kürt hareketi için bir homojenitiden söz etmek artık neden mümkün olacaktır? Kimlik sorunun ötesinde bu hareket ne kadar homojen kalabilir? Çünkü ikisi de halktan ayrı yerlerde duruyor. Ya kültürel bir sermaye ile, ya da fiili bir sermaye ile, diğeri ise varoşta kapkaççılık yapmak durumunda kalıyor. Şimdi ikisinin de hayatta durdukları nokta —kürt olmaları bir yana- beklentileri de hayattan farklı? DTP ’li vekiller meclisteyken, örneğin Tarlabaşı’ndaki insanların sorununa ilişkin bir açılım yapamazlar mı? Çünkü bu bir yerde kendi insanlarının sorunu değil mi? Daha açık sorayım, örneğin Sebahat Tuncel ile Ahmet Türk’ün tutumu arasında bir fark sözkonus değil mi siyasetle lişikilenirken. Bir tanesi sosyal sorunlarla ilgilenirken, diğeri Kürt sorununu meclis kürsüsüne daha fazla taşımaya çalışıyor… Kürt siyasetinde homojenite ne kadar mümkün?

İ. Beşikçi: Devlete yönelik Kürtlere ilişkin temel politikası şu benim kanunca: asimilasyon. Okulun, basın yayın kuramlarının çalışmaları ötesinde örneğin, yerinden etme temelli bir politikadır, cumhuriyetin başından beri sürdürülen asimilasyonun önemli bir aracıdır. Devletin asimilasyon için temel politikası, Kürt burjuvazisi denen grubu oluşturmamak anlatabiliyor muyum? Kürt buıjuvazisinden ben şunu anlıyorum, kendi toprağında üretim yapan, kendi toprağında yatırım yapan, kendi toprağında denetim yapan bir burjuvazi, Balıkesir’de, İstanbul’da İzmir’de de Kürt işadamları da var, bunlara Kürt işadamı diyebilisiniz ama bunlar Türk burjuvazisinin bir parçasıdır, çünkü bunlar kendi topraklarında üretim/denetim yapamıyor ve bunu yapamamak için devlet epey bir baskı uyguluyor. Örneğin üç beş tane Kürt işadamıyla, sanayi ortaya koyarak, bölgede bir yatırıma kalkışsan heralde çok büyük zorluklarla karşılaşırsın, bankalardan kolaylıkla kredi alamazsın, bunun çok büyük engel oluşturur devlet sana, eğer sen batıda bir yerde yatırım yaparsan, devlet sana yardımcı bile olur sermayeni batıya aktardığın için. Bu politikanın bir başka yönü de Kürt aydının oluşturtmamadır. Kürt aydınını bölgede tutmamak, öyle bir politika uygulayacak ki, bölgede, aydın olarak orada tutunamayacaksın, ikide bir evine gelecek, kitaplarını kurcalayacak, gözaltına alacak, tutuklayacak ve bunu sık sık yapacak ve böyle bir ortamda sen aydın olarak, tutunamayacaksın. Sonuç olarak İstanbul’a, Ankara’ya ya da Avrupa’ya gitmek zorunda kalacaksın. Halbuki aydın önemli bir kategoridir ama bölgesinde olursa, örneğin burada da (Ankara) Kürtler var fakat bölgede olmak çok daha önemli. İşte devlet senin bölgede tutunmanı engellemek için, baskı yapıyor ve tutunamıyorsun. Devlet Kürt burjuvazisinin ve aydınının oluşumunu engelleyerek bu asimilasyon politikasının temel bir unsuru haline getiriyor. Devletin temel politikası asimilasyondur. Asimilasyonu gerçekleştirmek devletin temel politikasıdır. Örneğin şunu düşünebiliriz, sen iş adamısın fabrika yapmışsın ve sana da diyorlar KÜRT ama senin ulusal sorunla bir ilgin yok, örneğin Halis Toprak, Kürtler için hiçbir şey yapmamıştır. Yani batıya geldiği zaman, bir de Kürt sorunuyla ilgilenmediği zaman, hiçbir sorunla karşılaşmıyor. S.Demirel diyor ya istediğin kişiyle evlen, istediğin kişiyle ortak ol, sana kim karışıyor? Ama sen kıyıdan köşeden bu sorunla uğraşsan, çocukların gerillaya katılmış işte o zaman hayat senin için çok zordur, batıda da olsan çok zordur. İşadamları ya da başka insanlar için asimilasyon politikası aynıdır. İttihat terakki döneminden beri bu topraklarda uygulanıyor.

SiyASİ:Daha demin yatırımlardan bahsettik… Şimdi son dönemlerde resmi ideoloji ile kamuoyunda eskiden olmadığı biçimde bir tartışma konusu var. Özellikle anayasa ekseninde gerçekleşen bir tartışma var. Burada özellikle Zafer Üskül’ün bir önerisi vardı Anayasa taslağma ilişkin, Kemalizm konusuna ilişkin …

  1. Beşikçi: Şey diyordu, Atatürk olsun da Kemalizm olmasın…

SiyASİ: Kemalizm niye devletin bir ideolojisi olsun gibi bişey söyledi… CHP ’liler Dakka bir gol bir dediler, AKP şeraiti getirecek denildi, bir yanda cumhuriyet mitingleri , bir yanda da AKP ile ordu arasında kimi diyaloglar, kimi sürtüşmeler söz konusu oldu, siz bu anayasa taslağı üzerinden yürütülen tartışmaları Kürt sorununa dair faydalarını veyahut zararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İ. Beşikçi: Temel sorunlar, Türkiye’nin temel sorunları, örneğin Kürt , Ermeni sorunları, yeni hükümetin oluşması bazı şeyler konuşuluyor, yeni bir anayasa yapıyoruz, herkes katılsın, tartışın, herkes laiklik şöyle olsun böyle olsun katılıyor, konuşmalar oluyor fakat temel sorunlarda, Kürt sorununda Ermeni sorununda orta vadede, kısa vadede hiç yok, orta vadede düzelme olması hiç mümkün görünmüyor.

SiyASI: Peki hocam anayasa da bir çözüm yeri değil diyorsunuz. Ayrıca DTP ’li vekillerin de mecliste bir şey yapamayacağını söylüyorsunuz. Resmi ideolojinin bir şekilde bunları engelleyeceğini söylüyorsunuz. Peki bu konuda nasıl bir mücadele verilmelidir ve çözüm yeri neresidir?

İ. Beşikçi: Belediyeler daha önemli, belediyelerde iktidar olmak daha önemli. Örneğin Sur belediyesini düşürdüler, buna rağmen bu tür politikaları belediyelerde harekete geçirebilirsiniz. Tabi Kürt sorununda çözüm konuşmak çok zor. Ortadoğu’da Kürtler kırk milyondan fazlalar, Türkiye’de yirmi milyon ama örneğin işte DTP Kültlerin adı geçmese bile şunu söylemekte, farklılıkları kabul ediyoruz denilse bu sorun çözülür diyor yirmi milyon kişilik bir kitlenin yaşadığı sorunun çözümü bu değildir. Çok büyük bir kitle, çok büyük bir nüfusu var ama siz onun sorununa küçücük bir şey getiriyorsunuz… Kürtçe ders olsun diyorsunuz, yirmi milyonluk kitlenin düşündüğü veya düşünmesi gerektiği çözüm bu olmamalı. Bu bakımdan Kürt sorunu çözmek, çözüm önerisi getirmek, politika yapmak. Ama önemli olan iktidar olmak, nerede iktidar olabilirsiniz? Belediyelerde olabilirsiniz. Belediyelerde gücünüzü arttırarak gücünüzü koruyarak, Diyarbakır, Batman, Van, Siirt vb.. Yüksekova, Malazgirt İğdır gibi şehirleri kontrol etmek çok daha önemlidir…

SiyASİ: Hocam genel olarak Kürt hareketini, Kürt dilini yeterince kullanmadığı için eleştiriyorsunuz, güney Kürdistan’labir karşılaştırma söz konusu, belki yanlış anlamış olabilirim… Güney, 91 ‘den beri Kürtçe eğitim alma gibi bir hakka sahip yani burada Kürtçe’nin kamusal alanda kullanılması söz konusu … Yani Kuzey’de ne kadar bireysel anlamda bir mücadele de verilse, bu bir dili geliştirir mi? Kuzey‘de Kürt çocuklara bile Kürtçe isim vermek yasak, dükkana Kürtçe tabela asmak yasak, bütün kamusal alanlarda Kürtçe yasak…

İ.Beşikçi: İşte bu biraz kişilerin ailelerin heyecanları, heyecan varsa, soruna karşı heyecan varsa çocuklarına Kürtçe öğretme…

SiyASİ: Bunlar biraz da ihtiyaçlar üzerinden gelişen şeyler değil mi hocam. Ne kadar da insanlar duyarlı olsalar da böyle bir ihtiyaç varsa bilinç beklemek, insanlardan bunu beklemek ne kadar mümkün? Benim bu konuda kafam karışık. Örneğin bir ailede, aile içinde neticede Kürtçe’ye dönük hiçbir ihtiyaç yoksa kamusal alanda yani bir ailede konuşmak dışında hiçbir şekilde Kürtçe kullanılamıyorsa buna ihtiyaç duyulmuyorsa…

İ. Beşikçi: 1980’lerin ortalarında gerilla hareketinin, gerekçelerinin birisi de benim kanımca buydu. Kürtler eziliyor, Kürtler Türkleştirme süreci içinde yok ediliyor ve biz bu süreci durduracağız idi.. Bu süreci durdurmanın yolu nedir, Kürtçeye sahip çıkmak ve geliştirmektir. Eğer bunu yapıyorsa, Türkleşmeyip, Türk olmaktan kurtulursun.

SiyASİ: Öyle de hocam mesela şu anda PKK’nin son açıklamalarında saydığı şeyler zaten tamamen bunun üzerine Kürt dilinin kullanılması, okullarda bunun kullanılması, koşulların sağlanması, barış koşulları olarak bunları sunuyor PKK..

İ, Beşikçi: PKK bunları söylüyor ama fiili olarak çok fazla sahip çıkmıyor. Kağıt üzerinde bunları söylüyor ama kendisi siyasal toplumsal hayatta kendisi buna sahip çıkmıyor veya PKK’li aileler çocuklarına Kürtçe öğretilmesi konusunda, haberleşmenin Kürtçe yapılması konusunda çok heyecanlı değiller. Sahip çıkmıyorlar ama söylüyorlar… Gazeteyi izlediğiniz zaman, ya da Roj tv’de bunları söylüyorlar ama bunlara kendileri de sahip çıkmıyorlar.

SiyASİ: Peki hocam, belediyelerin öneminden bahsettiniz. Şimdi size şunu sormak istiyorum. A.Öcalan demokratik konfederalizm yerel yönetim öz yönetim gibi kavramlar kullanarak bir siyasi alan oluşturmaya çalışıyor, mücadele ulusal kurtuluş paradigması, ulus devlet paradigması tarafından örgütlenmiş bir halk boyutundan çıkarak giderek başka bir boyuta evriliyor. Benim sizin röportajlarınızdan anladığım kadarıyla, siz daha fazla politik bir birim olarak ulus devletin ulusal kurtuluş mücadelesinin, ulus devlet için mücadelenin daha önemli olduğunu söylüyorsunuz anladığım kadarıyla. Ben şunu sormak istiyorum, günümüzde küreselleşmenin tartışıldığı yerde, siz ulus devletlerin ve ulusal kurtuluşların ne kadar mümkün olabileceğini düşünüyorsunuz. Bu ne kadar mümkün? Veya asıl hedef bu mu?

İ.Beşikçi: Yani ulus sorunu bir yerde toprak sorunudur eğer senin ayağın kendi toprağına basıyorsa etkili olursa etkili olursun. Senin toprağına ayağın basması ne demek, örneğin bir aydının Diyarbakır’da yaşaması demek, Van’da mısın veya işadamı olarak Van’da Hakkari’de misin, buralardaysan kendi toprağındaysan, etkili olursun. Ama İstanbul’a gelmişsin veya Avrupa’ya çıkmışsın burada çok fazla etkili olamazsın. Ulus sorunu toprağa bağlı bir sorundur. Eğer senin ayakların toprağına basıyorsa sonuç alabilirsin. Ben Kürtlerin sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Kürtler çok yoğun bir şekilde Türkiye’nin batı yörelerinde varlar, buralarda sonuç almak çok zordur. Ancak kendi toprağmda olursa sonuç alırsın. Senin kendi toprağında bir siyasi birim oluşturman gerekir federalizm gibi bir federal yapı federasyon işte bunun gibi bir yapı oluşturman gerekir. Yoksa Türkiye’nin batı taraflarındaki Kürtler ile bir çözüm olmaz. Ancak kendi toprağında isen kendi toprağmda isen belli bir çözüm olabilir.

SiyASİ:  Ortadoğu ’daki farklı dengeler içinde, ABD ’nin Irak’a müdahalesi belli düzeyde olanaklar yarattı ve ABD ’nin İran ’a müdahalesi tartışılıyor, sizce mesela … Irak’a müdahale olduğu gibi, sizce ABD’nin olası bir İran müdahalesi durumunda Kürt hareketi nasıl bir tavır sergilemelidir…

İ.Beşikçi: Dış dinamikler daha belirleyici. 1920’lerden beri diyelim, Lozan ve öncesinden birinci dünya savaşının sonundan itibaren, bir bölünme parçalanma politikası, örneğin 1920’lerde işte Irak Filistin Ürdün İngiltere’ye bağlı mandalar olarak kurulmuş, Lübnan ve Suriye Fransa’ya bağlı olarak kurulmuş. Benim kanımca 1920’llerde Kürdistan diye bir sömürge kuralsaydı, Irak gibi mesela İngiltere’ye bağlı Kürdistan olsaydı, sorun 1920 koşullarmda çözülürdü, manda bir Kürdistan ama böyle değil işte, bölünme parçalanma, paylaşılma var. Kürdistan’ı İran’a, Suriye’ye bağlıyorsun 1920’lere İngiltere Fransa ile karşı karşıya, hatta Irak’ta Şeyh Mahmut Berzenci’nin İngiltere’ye karşı çok yoğun bir savaşı da var. Kendini Kürdistan kralı ilan diyor ya o dönemde, 1920’ler için kolaydı ama aradan seksen yıl geçmiş soruna karışan daha çok, sorun daha çapraşıklaşıyor, sorunla ilgilenenlerin sayısı artıyor. Bu da bütün bunların çözümünü zorlaştırıyor.  Şunu anlatmaya çalışıyorum, dört sene önce 2003 döneminde kişi olarak ben Talabani’nin Irak’ta cumhurbaşkanı olacağını düşünemezdim, kimse Türkiye’de böyle bir akıl yürütemezdi. İşte kitle imha silahları söz konusu, muhaberat var, öyle gelişmeler oluyor ki Talabani Cumhurbaşkanı oluyor. 2003’ten sonra belli bir olanak ortaya çıktı işte bu dış dinamiklerin belirleyici olduğunu gösteriyor. İran da var tabi burada. İşte 1920’lerde Kürdistan’ın bölünmesinde İngiltere var, Fransa var etkin rol oynuyorlar ama 2003 te başka bir emperyal güç Amerika, bu statükolara delikler açıyor, bakıyorsun Talabani cumhurbaşkanı oluyor, Irak’ta federal bir yönetim ve buna uygun anayasa ortaya çıkıyor. Bunlar hep dış dinamiklerin getirdiği olgular. Eğer Amerikan müdahalesi olursa İran’a Kürtler’de kendi haklarını savunmak durumunda, kendi haklarını konuşmak, tartışmak, uzlaştırmak durumunda. Ortadoğu’da kardeşlik deniyor ya bu kardeşlikte ben Suriye ile Türkiye’nin kardeşliğini anlıyorum ama veya İran Türkiye’nin kardeşidir ama Türklerin Kürtler ile kardeş olması mümkün değildir çünkü ezilen bir kişinin efendisi ile kardeş olması mümkün değildir. Kardeşlik ancak eşit koşullarda gerçekleşebilir. Sen de Türkler gibi bir takım haklara sahip olursan ondan sonra kardeş olursun. Bu sadece Kürtler için değil, örneğin İsrail Filistin’de de böyle, orada eşitlik olursa kardeşlik gerçekleşir. Ya da Kıbrıs’ta Rumlar ve Türkler gibi. Siyasal meselelerde eşitlik yoksa kardeşlik de olamaz…

SiyASİ: Bu yıl başında Hrant Dnk öldürüldü ona binaen bir kitle hareketi gelişti ve Türkiye’de Ermeni sorunu geçmişte olduğundan daha fazla, liberallerin ve milliyetçilerin dahil olduğu bir şekilde tartışıldı, siz resmi ideoloji tartışmalarında Ermeni sorununu, Ermenilerin Kürtlerle olan ilişkisini nasıl görüyorsunuz? Sonuçta aynı zamanda Ermeni soykırımının varlığını kabul eden kesimler daha liberal kesimler, Kürt sorununa ulus projesi olarak olmasa bile, kimlik sorunu olarak eğilmekteler, yani siz son süreçteki Hrant Dink cenazesi ile ortaya çıkan tartışmaları ve Kürtlerin Ermenilerle olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

I.Beşikçi: Ermeni sorunu ve Hrant Dink’te temel olgu şu, bir kaç gün önce duruşma vardı ya duruşmadan önce bir bant çözümlemesi açıklandı. Polisin muhbirlerinden birisi gene bir polisle irtibatlı konuşmalar saptanmış bu çözümlendi. Orada siz de gömıüşsünüzdür, polis cinayetten haberdar, cinayeti işleyeni kutluyorlar. Avukatlar bunu hatırlatıyorlar, o polis hakkında suç duyurusunda bulunuyor ama mahkeme bu konuda karar vermiyor, temel olay bu Ermeni sorununda. Devletin bilgisi dahilinde, gerçekleşen bir olay yani delilleri karartmaya çalışıyorlar, yok etmeye çalışıyorlar ama bir yerde de böyle bir şey patlıyor bütün bir çabaya rağmen. Devleti buradan bütün açıklığıyla görüyorsun. Mâhkeme de bu yönde bir karar çıkmıyor. Basma sızdırmışlar ya, bunu bulanlarla ilgili huzursuzluk oluyor işte nereden buldunuz bunu gibisinden. Şimdi Ermeni sorununda temel olgu bu. 1915’e baktığımızda Kürtler İT’nin tetikçisidir, temel politika İT tarafından gerçekleştirilmiş yapılmış, Ermenileri kendilerinden uzaklaştıracak olan komşuları onlar Kürtler, tetikçi olarak kullanılıyor. Ödülü de çok büyük.

SiyASİ: Yirmi tane öldüren cennetlik miydi?

İ.Beşikçi: O da var ama dünya daha önemli, Ermeni kovarsan evi senin olacak, toprağı senin olacak, zenginlikler de Ermenilerde. Evleri, bağları atelyeleri var dükkanları var…. Geniş olanaklara sahipler, sen onları yok ettiğin zaman bunlara sahip olacaksın. Ayrıca cezaevinde olan unsurlar var Kürtler ve başka unsurlar işte onlarla pazarlık yapıyor Ermeni’ye karşı saldırı gerçekleştireceksen, senin dosyanı kapatırız, tahliye edeceğiz üstelik ödüller de var. Ev dükkan senin olacak vb… Kürtler bu olayda tetikçidir. Soykırımdır tabi bu, çok yoğun bir soykırımdır. Devletin bu konudaki tutumu çok dikkat çekici, basın nasıl algılıyor örneğin. Beytüşşebap’ta koruculara karşı bir saldırı oldu ya, o geceden itibaren PKK suçlandı PKK terör örgütü Kürtlere yönelik ulusal cinayetlerin, çocuklar babasız bırakıldılar, terör kamu hizmeti güdenlere karşı işte korucular, su götürüyorlarmış köylerine, borular döşeniyormuş. Bu jitem’in gerçekleştirdiği bir olaydır diye açıklama yapıldı. Basın bu konuda hala PKK’yi suçluyor, devlete karşı küçücük bir tepki geliştirmiyor. Örneğin bu Hrant Dink olayında devlet değerlendirilmiyor, Şemdinli’de gene öyle ele geçirilmeden suçüstü bir de son günlerde bir albay kitap yaymladı Şemdinli ile ilgili, askeri birliklerde sakallılar oluşturuldu, Kürt kıyafetleri giydirilip, Kürtler gibi tavırlar sergileyerek bunlarla Şemdinli’ye roketler attırıyorduk, bir savaş ortamı oluşuyordu, arkasından operasyon yapıyorduk. Bütün bunlara rağmen hiç kuşku duymuyor. Hala PKK’yi suçluyor. İzmir’ de de bir olay oldu. Radikal’ de böyle, milliyet’te böyley enişafak’ da böyle Kürtler konusunda tümü aynı düşünceler içinde. Kısa ve orta vadede bunun çözümünün çok zor olduğunu gösteriyor.

SİyASİ: Türkiye Sol hareketinin yani devrimci sol hareketi şimdiye kadar PKK ile nasıl ilişkilendi ve bundan sonra nasıl ilişkileneceğini düşünüyorsunuz?

Beşikçi: Eleştirmek, kavramak önemli bir olay Kürtler konusunda da 1920’lerde prensip orada var. Emperyalizm 1920’lerde Kürdistan bir ülke olarak parçalanması ve paylaşılması en kalıcı bir politika. Örneğin SB dağılmış, Yugoslavya dağıldı altı devlet oldu… Örneğin Irak’a sıra geldiği zaman Irak’ın toprak bütünlüğü çok kutsaldır deniliyor. İsrail’in toprağının bölünmesinde bile bir kutsallık yok. Amerika müdahalesi ile Güney’de işte o politikada bir gedik açıldı. Kürt sorunu çok zor bir sorun… bir de Resmi ideoloji devletin cezai yaptırımı ile korunan ve kollanan bir konudur. Buıjuvaziyi istediğin kadar eleştirebilirsin bunda bir sorun yok ama Kürt sorununu içine katarsak analiz yaparsan devletin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalırsın. Sakıp Sabancı’nınkardeşi mesela nasıl öldürüldü, bir sürü korumaları falan vardı ama Kürtlerin haklarından falan bahsettiler, Türkeş o zaman çizmeyi aştın demişti sonra da kardeşi öldürüldü.

SiyASİ: TÜSİAD ’da mesela kürt raporları yayınlandı, sizce mesela burjuvazinin içerisinde Kürt sorununu çözmek isteyen güçleri de sayabilir miyiz?

i.Beşikçi: Artık Kürtlerin bazı hakları olsun, okulu olsun, vb., gibi diyorlar.

SiyASİ:  Peki hocam TÜSİAD, Kürt sorunun çözümünde bir yedek olabilir mi?

İ. Beşikçi: TÜSİAD?

SiyASI: Evet hocam yani taktiksel olarak

İ.Beşikçi: Tabi TÜSİAD’ın böyle demesi önemlidir. Sorunun varlığını kabul edip çözüm önermesi bence önemlidir.

SiyASİ: Hocam çok teşekkürler.

You may also read!

Jean Dieuzaide L’Equipe, Vieira de Leiria, Portugal, 1954.

Hafızayı Geri Çağırmak-Mazhar Süyük

‘Sınıf Çözümlemelerinin Med Cezirleri, Marks, Weber ve Ötesi-Özgür Narin’ üzerine bir değerlendirme İçinde yaşadığımız kapitalist düzenin kendisi ile devam

Read More...
92825619

Birleşik Bir Emek Hareketi İçin İşçi Meclislerini Tartışıyoruz…

Birleşik Emek Koordinasyonu Girişimi olarak, ortak bir dert ve fikir etrafında yan yana geldik ve geçtiğimiz hafta bir bildiri

Read More...
escher red ants

Diyalektik Materyalizmin Mini Politik Tarihi-Mustafa Cemal

Politik öykü Engels’in diyalektiği, “diyalektik materyalizm” başlığı altında ilkeleştirmesiyle başlar. İlk kez Anti-Dühring (1878) adlı çalışmasında önerilmiş bu ilkeler

Read More...

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Mobile Sliding Menu