Hafızayı Geri Çağırmak-Mazhar Süyük

In Açık Seçki, Pencere
Jean Dieuzaide L’Equipe, Vieira de Leiria, Portugal, 1954.

Jean Dieuzaide L’Equipe, Vieira de Leiria, Portugal, 1954.‘Sınıf Çözümlemelerinin Med Cezirleri, Marks, Weber ve Ötesi-Özgür Narin’ üzerine bir değerlendirme

İçinde yaşadığımız kapitalist düzenin kendisi ile devam edilemeyeceğine dair dünyanın her bir tarafından  homurtular gün geçtikçe artmakta ve bunlar  sert mücadeleler biçiminde dönemsel olarak karşımıza çıkmaktadır (Tekel Direnişi, Gezi gibi İşgal hareketleri, Avrupa’daki hizmet sektöründeki grevler vb. ya da Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki savaşlar gibi).

Kapitalizmde  sınıf savaşımlarının bu kadar görünür olduğu, uzlaşmaz bir çelişki olduğunun dillendirildiği bir dönemde; yeni stratejiler konuşulurken bizlerin de hem toplumsal hem de siyasal faaliyetlerde yeni bir yordam belirlememiz gerekir. Bu yeni yordam oluşturulurken, teorik alandaki üretim için bir geri-besleme işlevi görecek olan ‘hafıza’yı geri çağırmak elzemdir.

Yeni yüzyılda ‘Ne Yapmalı?’yı konuşacaksak; 20. yüzyıl ve onun öncesinin sınıf savaşımlarını, kuramlarını, tartışmalarını; anlamaya, sorgulamaya ve bunların nerelere doğru evrildiğine  dair sıkı bir geri-besleme yapmamızda hayır vardır.  Böyle bakıldığında bu coğrafyada faydalanabileceğimiz metinlerin üretilmiş/üretiliyor olması sevindiricidir.

Coğrafyamızda sınıfa dair yazınsallara baktığımızda son yıllarda ilginç çalışmalar karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmalara, Özgür Narin’in metinleri de örnek verilebilir. Özellikle  işçilerin kendi öz-üretimlerindeki / öz-yönetimleri ile ilgili çalışmaları, bunun yanında teorik düzeyde de üretimde bulunuyor olması bir o kadar değerlidir.

Sınıf Çözümlemelerinin Med Cezirleri, Marks, Weber ve Ötesi adlı çalışması teorik düzeyde çalışılmış bir metin. Yazının ilk kısımlarında 1980 ve az öncesinin dünyasında sınıfa dair yapılan analizler ve sonucunda ortaya atılan kuramlar, bu konudaki fikirlerin ne kadar yoğun yaşandığının; bir tarafta kimlik siyasetinin ön plana çıkması ve bunun ‘sınıftan kaçışın’ kuramsal zeminini oluşturması, diğer taraftan sınıf temelli çözümlerde ısrar edilmesi gibi iki kutuplu bir tartışma ve bu coğrafyanın da bunlardan payına düşeni aldığını girişte özetler. Bu tartışmaların eş zamanlı (veya hemen peşi sıra) bizlere de sirayet etmiş olması, dünyanın küreselleşmesinin aynı zamanda sermaye ilişkisinin de küreselleştiğinin bir göstergesi olarak da algılanabilir.

Bundan sonraki 10-20 (1990-2000 yılları) yıllık süreçte, toplumsal ilişkilerin tekrardan oluşması ve çökmesinin analizini yapan kuramlar, hizmet sektörü  ile  birlikte  gelen yeni iş alanları ve bu alanlardaki işçilerin  “denetleyebilme” ve “kontrol edebilme” yönlerinin  sınıflaşma açısından bir ölçüt olarak kullanılabilir mi kullanılamaz mı tartışmalarının sağlıklı bir analizi için Özgür Narin’in  sınıf kavramının tarihine, oradaki tartışmaları ve bunun öncüllerine  bakmanın sağlıklı olacağını önermesi, geri-beslemenin, hafızanın ne kadar önemsendiğini anlıyoruz.

Genel olarak Marx’tan sonra ve ondan farklı yöntemle sınıf analizine girişenlere tarihsel bir kronoloji ile bakıldığında  bunların üç dönemden geçtikleri ancak bu kronolojinin sadece çizgisel bir eksende ilerlemediğini de belirtir.

İlki Weber ile başlayan süreç. Weber toplumu analiz ederken sınıf ve statü (ekonomik ve sosyal düzen) diye iki farklı düzlemde çözümlemeler geliştirir. İkinci paylaşım savaşı sonrası tartışmalar ve çözümlemeleri ikinci dönem, ABD’nin “yeni ekonomi” politikaları (Keynesci politikalar)  ve SSCB’nin dağılmasına denk gelen tartışma ve çözümlemeleri üçüncü dönem diye niteler.

Marx’ın sınıf analizini ve özellikle  Weber’in başlattığı sınıf analizinin iki farklı kutbu oluşturduğunu ve bu tartışmadaki katkısının ne olabileceğini; “Bu nedenle özellikle sınıf kavramının en başta Marks’ta olmak üzere, Weber’deki temellerini hatırlamak/hatırlatmak, bu temellerin daha sonraki sınıf tartışmalarına taşınan öncüllerini anlamak sadece yararlı değildir; bu yeni sınıf çözümlemelerinde yüklü olan geçmişi, geçmişin birikimini de sağlıklı bir biçimde değerlendirmek ve kavramak için gereklidir. Özellikle Marks ve Weber’deki sınıf kavramı ile bu kavramların iki ana akımda kabaca nasıl şekillendiğinde dair başlangıç niteliğindeki bu gözlemler umarım bugünkü sınıf kavrayışının, toplumsal inceleme alanını kaplayan hâkim sınıf anlayışının geçmişine dönük bir ipucu verir, ya da bunun için bir basamak oluşturur.” şeklinde ifade ediyor. Ve yazının amacını “…kapitalist meta üretimi ve artı-değer sızdırma mekanizmasının toplumsal ilişkilerin üzerine örttüğü örtünün altında kalan sınıfların, sosyolojik bir tasnif aracı olmaktan öte anlamlar taşıdıklarını göstermektedir.” diye ortaya koyuyor.

Kapitalist ilişkilerin hüküm sürdüğü bir düzende, bu ilişkilerin nasıl üretildiği ve tekrardan kendisini yeniden nasıl ürettiği; diyalektik karşıtlık yöntemi ve buna da örnek olarak Hegel’in ‘aydınlık ile karanlık’ metaforundaki  diyalektik düşünüşü yerinde bir örnek olmuştur. Kapitalizmde “farklılıklar” üzerinden sınıf analizi yapmanın, ak ile kara arasında farklı renklerin olduğunu, bu renklerin ışığın değişen  dalga boylarından kaynaklandığına benzeterek bu analizleri eleştirir. Bu hatırlatma önemlidir; çünkü sınıfın dönüştürücü olan işlevi, sayılan üç dönem içerisinde bir  tasnif aracına, pozitivist veriler ile elde edilen bir yönteme dönüştürülmüştür. O yüzden teorik alandaki savaşım için sınıf analizinin, kutbun diğer tarafında bulunanların daha gelişkin analiz yapmaları gerekir.

Sınıf analizinde tarihsel olarak başvurulacak iki tarihsel figür Marx ve Weber.

Marks’ta sınıf, kapitalist üretim yordamının (mode of production -Produktionsweise) bir ürünü (nesnesi) olduğu kadar, bu üretim yordamını kuran bir öznedir aynı zamanda.Marx’ın sınıf kavramına ve ona biçtiği misyona odaklanan Özgür Narin de aynı eksenden hareketle Marx’ın sınıf teorisini ele alır:

Marx’ın sınıf analizinde bazı noktaların bilinçli olarak saptırıldığına dikkat çeker. Örneğin sınıf analizinde ilişkileri tekrar değerlendirirken tarihsel bağlamından koparma veya sermayenin artı-değere el koyması ile oluşan yeniden  üretim ilişkilerindeki döngünün sadece meta üzerinden değerlendirilerek bunun ‘meta fetişizmi’ olarak algılanması gibi tehlikesinin olduğunu vurgular.

Sermaye ilişkisinin emek gücü ile karşı karşıya gelip oluşturduğu döngüyü, ak ve kara metaforu ile analiz ediyor.

Burada ak ile kara benzetmemizdeki, ışık ve karanlık örneği yine yardımcı olabilir. Işık (aydınlık) da bir döngüsel hareketin sonucunda doğar, bir dalga hareketidir; farklı dalga boyları, renkleri verir. Yani diyalektik çelişki içindeki karşıtlar, döngüyü devindirirler. Ak ile kara, ışığı, döngüyü yani renkleri de açıklayabilir. Bu diyalektik karşıtlık, üç boyutuyla açıklanabilir. Birinci boyut konumu, ikinci boyut tarihselliği, üçüncü boyut ise ileride daha da açıklığa kavuşacak olan dönüştürücülüğü açıklar.”

Bu döngünün olabilmesi için emek gücünün geçim araçlarından mahrum bırakılması gerekir. Bu döngünün sürmesi ancak üretilen artı-ürünün artı-değere dönüşmesi ve buna el koyma şekliyle gerçekleşip devam edilebilir. Bu döngünün varlığı ancak bir tarafın sürekli bir proleterleşmesi yani sömürüsü ile mümkün olabilir. Döngünün bozulması da proleterleşen, aynı zamanda artı-değeri yaratan sınıfın kendi konumunu değiştirebilecek muktedirlikte  bir özne olması ve bu bizim, Marx’ın neden sınıf kavramını o kadar önemsediği ve merkezde  tuttuğunu kavramamız açısından önemlidir.

Metinde  Marx’ın sınıf analizi kısmına baktığımızda; birçok konunun tekrar gündeme alındığını görüyoruz. Mesela artı-değer sızdırma mekanizmasının farklı görünümleri, sayılan tarihsel dönemlerdeki işçi sınıfına dair öngörüleri; uzmanlaşma, kolektif işçi, hizmet sektörüne yönelik kavramsal ipuçları, orta sınıf çıkmazları ve hatta kapitalist toplumun yıkılması ile oluşacak yeni toplumun değerlerinin hangi ilişkiler üzerine şekilleneceği, toplumun nasıl bir ilişki biçimi olduğu, sınıfın durağan değil sürekli bir hareket halinde olduğu, sınıfı piyasa ve tüketim ile çözümlemenin; bir sistemde sınıfların nasıl oluştuğunu, bunların tarihsel bağlantılarını, önkoşullarını ve bunların bir üretim ilişkisi sonucu gerçekleştiği…

Narin, sınıf teorisi üzerine tartışmaların iki kutba ayrıldığını ve bu kutbun diğer tarafındaki öncül isimlerin başında da Weber’in geldiğini söyler.

Weber; toplumsal ilişkilerin yeniden üretimi, iki alana ayrılır; ekonomik ile sosyal düzen. Ve bunları analiz ederken prestij, statü, piyasa, hukuk gibi kavramları kendisine ölçüt olarak alır.

Weber’in statü kavramı, artan sınıfsal uçurumun, gelir dağılımındaki şiddetli değişimin görünmez kılındığı, bunun yerine çeşitliliğin, farklılığın, yaşam standartlarının hızla öne çıkarıldığı bir toplumda, öne çıkarılan bu kavramların tarihsel köklerini anlamak açısından güncelliğini koruyor.”

Toplumsal düzendeki insanların konumunu mülkiyet ve mülkiyetsizlik kavramları ile kategorileştiriyor. Bu kategorileşme yapılırken, bu kavramların gerçekte nasıl bir tarihsel bağlantılar (ilişkiler) sonucunda oluştuğu ve günümüze gelindiğinin yok sayılması ancak verili sistemin devamlılığı açısından anlamlıdır. O yüzden metinde detaylı bir Weber kavram haritasını görmekteyiz.

Weber’in toplumu ekonomik ile sosyal düzen diye ikiye ayırması, sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi sadece ekonomik düzen için geçerli görmesi,  sosyal düzen kısmını ‘statü’ ile analiz ederken uzlaşılır gibi göstererek, sınıf teorisini bir bütünlük içerisinde analiz etmenin önünü tıkadığını görüyoruz. Bu da aslında iki zıt, uzlaşmaz çelişki ilişkisini barındıran iki sınıf arasında uzlaşılabilir ‘köprü’ler kurulmasını; böylece bu zeminde çözümlemelerin yaratılmasında büyük etkisi olmuştur. O yüzden Özgür Narin, Weber’in sınıf analizini ‘öznelci’ olarak görür.

Sınıf analizindeki tahribat Weber ve diğerleri için daha detaylı incelenebilir. Ancak Özgür  Narin Weber için; “Tüm bunlara karşın, Weber’in çalışmaları asla önemsiz değildir: Gerek hacimli eseri “Ekonomi ve Toplum”da, gerekse de bütün diğer çalışmalarında Weber, toplumsal ilişkilerin sosyal görüntüleri ve hukuksal yapısı ile ilgili önemli veriler verir. Bunları detaylı ve kapsamlı bir biçimde inceler. Toplumdaki hukuksal ilişkilerin oluşması, bireyler arasındaki ilişkilere yansıması, statü, beceri ile gelen saygınlık ilişkilerinin toplumsal yapıda yerleşmesi ve değişmesi, bürokrasinin gelişimi ve “rasyonel”leşme, Weber’in çalışmalarında önemli yer tuttuğu gibi aynı zamanda bu düşünceler incelenmesi ve dikkate alınması gereken verilerdir.”  diyerek hakkını teslim eder.

Weber’den sonraki sınıf analizleri iki temel argüman etrafında hareket ederler: Endüstriyel toplum ve politik gücün dağılımı ile sosyal tabakalaşma. Bu argümanlar Marx’ın sınıf analizindeki netliği engelleyerek, “Aksine toplumu, prestij ve statü hiyerarşisinden kurulu basamaklar gibi gösterir.” diye Narin not düşer.

Marx’ın sınıf teorisini takip eden kuramcılar, Weber’in çalışmalarından etkilenmişler ve bunu da marksist teori içerisinde değerlendirerek, sınıf analizi yaparken kullanmışlardır. Narin; sınıf yapısı incelenirken ‘prestij’, ‘statü’ gibi durumların kendisinin üretim ilişkileri içerisinde değerlendirmenin önemini vurgular. Yeni-Weberciler diyebileceğimiz kişilerin ‘toplumsal çatışma’dan uzaklaşarak ‘toplumsal farklılaşma’ eksenine kaymaları bunların eşitsizlik ve kimlik siyasetleriyle uğraşmalarını sağlamıştır.

Marx’ta olduğu gibi sınıfların oluşumunu üretim araçlarına el koyma ilişkisi ile açıklayanlar Yeni-Marksist sınıf kuramını oluşturmuşlardır. Elbette bu şahıslar Yeni-Webercilerin ölçütlerini kullanarak analiz yaptıkları için eleştiri almışlardır; Erik Olin Wright gibi.

“Verili olan toplumu devindiren özsel dinamiklere dair bir sınıf kavramı kullanılmadığı sürece, sınıf, incelemenin ve derlemenin bir aracı olabilir ancak. Yani sınıf kavramını dönüştürücü yönünden ayıran her inceleme verili toplumu ön kabul almanın ötesinde, onun tarihsel olarak geçiciliğini, sonlu olma özelliğini göz ardı eder, mutlaklığını kabul eder.”

“Sadece kuramsal düzeyde derecelendirmeli sınıf analizine karşı çıkan bunun yerine ilişkileri ve ilişkiselliği analiz eden bir sınıf analizinin sınırlılıkları vardır. Oysa sınıf, diyalektik bir karşıtlık içinde, dönüştüren ve dönüştürülen bir özne olarak çözümlemelerde ele alınırsa, sadece ilişkisel bir analize değil, ilişkiyi dönüştürebilecek dinamikleri ortaya seren bir çözümlemeye de ulaşmak olanaklı olacaktır.” açıklaması bize sınıf teorisini çalışırken veya tekrardan kurarken, bizlerin hareket noktasının nereler olması gerektiği ile bu alandaki handikapları görmemiz  açısından değerli bir çalışma olduğunu söyleyebiliriz.

Özgür Narin’in sınıf meselesine getirdiği yaklaşımın üretkenliğine rağmen med cezir devam ediyor. Bir yanda hafızayı geri kazanmak için sıkı, etkili çalışmalara devam etmek gerekli olduğu gibi yeni med cezir dalgasının güncelliğini tartışmaya sokmamız gerekir. Özgür Narin’in bu yazısından beri yeni bir Med Cezir dalgası oluştu. Güncel med ceziri çözümlemek için Özgür Narin yazısı güncelliğini koruyor:

Sınıf Çözümlemelerinin Med Cezirleri, Marks, Weber ve Ötesi-Özgür Narin

You may also read!

11 theses - neoliberalism

Mümkün/Muhtemel Komünizm Üzerine 11 Tez

Ocak 2017’de, dünya genelinden yoldaşlar, çağdaş kapitalizmin durumunu değerlendirmek ve bugüne dair komünist stratejileri planlamak için Roma’da bir araya

Read More...
raphael aristoteles

Sokrates’in Bilgeliği: Eril Felsefe-Dişil Ebelik Üzerine Düşünceler-Melda Yaman

Sokrates: Benim bir ebenin, Phaenarete adında güçlü, soylu bir kadının oğlu olduğumu duymamış mıydın? Theaetetus: Evet, duydum. Sokrates: Ve

Read More...
Rosa-Luxemburg in Athens

Devrimci reelpolitika: Dördü birden perspektifi-Frigga Haug

Güvende olan, güvende değil, Böyle, olduğu gibi kalmayacak, Egemenler konuştuktan sonra Ezilenler konuşacak. Bertolt Brecht Jenerik Irmtraud Morgner “Amanda”

Read More...

Mobile Sliding Menu