‘Esnek’ Kapitalizmi Yeniden Düşünmek İsimli Tezinden Bir Bölüm-Suphi Nejat Ağırnaslı

In Huruçtan Gazel, Kapitalizm, Örgütlenme, Proleterya
Hannah-Hoch-Roma-Chaos-and-Classicism-Guggenheim

Tersanelerde ölen işçilerin sayısı 2006-2008 seneleri arasında yükseldi. Tersaneler tam kapasite çalıştıklarından, çalışma saatleri uzundu ve neredeyse hiç işyeri güvenliği yoktu. Tersanelerdeki ölüm oranları özellikle 2008 yılında keskin bir biçimde arttı.

2007 yazında tersanelerdeki ölümcül ‘kaza’lar önemli bir konu haline geldi ve DİSK/Limter-iş sendikasını gerçekleştirdiği eylemler bu ölümcül ‘kaza’ları kamusallaştırdı. Bu yıl içinde bir yandan da 1 Mayıs yürüyüşünün tarihi öneme sahip Taksim Meydanı’ndan gerçekleşmesine dair tartışmalar ve çatışmalar oluyor; Türk Telekom, gıda şirketi YÖRSAN’ın işçileri, ilaç şirketi NOVAMED’in kadın işçileri ve Türk Havayolu işçileri grevlere çıkıyor, kitlesel eylemlere katılıyorlardı. Bunun yanında milliyetçi/cumhuriyetçilerle AKP hükümeti arasındaki gerilim artmış ve ‘Cumhuriyet Mitingleri’ denilen kitlesel eylemlerle doruğa çıkmış; PKK ve askeriye arasındaki çatışmalar eğreti bir zirveye ulaşmıştı (2007 kışı). 2007’nin ikinci yarısı boyunca Tuzla’daki ölümcül ‘kaza’ların sayısı arttı ve 27-28 şubat 2008’de gerçekleşecek oturma eylemli grevle doruğa ulaştı.

2007’de ölümcül ‘kaza’ların oranındaki yükselişten sonra Limter-iş sendikası, ölümcül ‘kaza’ların –ya da sendikanın dediği şekliyle ‘iş cinayetleri’nin- nedenlerini araştırmak için bir girişim başlattı. Tersane işçileri sendikası DİSK/Limter-iş, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (TMMOB-İKK), İstanbul Tabip Odası (İTO), İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü’nden gelen temsilcilerden ve bağımsız sosyal bilimcilerden (Akdemir ve Odman’ı sayabiliriz) oluşan bağımsız bir komisyon kuruldu. Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu adını alan bu oluşum, raporunun ilk versiyonunu 16 aralık 2007’de, ikinci ve nihai versiyonunu 22 ocak 2008’de yayınladı. Raporun yayınlanması önemliydi çünkü Limter-iş’in geniş bir profesyoneller topluluğunu biraraya getirebildiğini gösteriyor ve derinlemesine araştırmalar, mülakatlar, istatistikler ve saha araştırması sonucunda, uzun çalışma saatlerinin ve yetersiz işyeri güvenliği tedbirlerinin temel nedenlerinin taşeron sistemi ve tersane sahiplerinin karları azamileştirme güdüleri olduğunu doğruladı. Rapor belirgin bir antikapitalist duruşla takdim edildi. Aynı zamanda çözümler de önermekteydi. Limter-iş’in temel taleplerinden bir tanesi, sektörde faal olan bütün derneklerden ve STK’lardan (işverenlerinki de dahil) oluşacak, tersaneleri denetleyip çözümler geliştirecek bağımsız bir komisyon kurmaktı. Bu talep hiçbir zaman gerçekleşmedi. Fakat rapor, Limter-iş’in kamusal alanda görünürlük kazanması anlamında önemliydi. Buna rağmen bu kamusallık, hükümet ve işverenlere kayıtsız tavırlarını değiştirmeleri için yeterince baskı oluşturamadı: Sendikanın bağımsız bir komisyon kurma teklifi hiçbir zaman gerçekleşmedi. Ölümcül ‘kaza’ların oranı hiçbir şekilde düşmediği için Limter-iş harekete geçti, de facto bir grev başlatmaya karar verdi. İşyeri işyeri örgütlenen bir grev değildi bu çünkü, sendikanın, ana işgücü olup birsürü taşeron ve tersanenin ortasında parçalanmış olan, taşeron işçiler arasında sabit bir kitle tabanı yoktu. Hammaddelerin geçişi için ana ikmal yolu olan ve işçilerin işyerlerine gitmek için kullandıkları bu yolu kapattılar. Bu sebeple, bir grevden daha çok doğrudan bir eylemdi. Böylece, tersanelerin mekansal olarak merkezileşmesi, iş akışını aksatmak için kullanılmış oldu.

Tuzla tersaneler bölgesi, Aydınlı Koyu boyunca kurulmuştur; aşağı yukarı kırk dört tersane yan yana dizilidir ve hepsi de denize yakındır. Girişleri, koy çizgisine paralel bir yolun üstündedir. Bu yol aynı zamanda gemi inşaası ve ve tamiri için kullanılan ham maddelerin ana ikmal yoludur. Limter-iş’in büyük eylemleri genellikle bu yolun girişinde olur. Bunun iki sebebi vardır: Tersane bölgesinin yakınlarında büyük bir meydan yoktur ve bu anayolu kapatmak, hammaddelerin tedarikinin ve işçileri taşıyan araçların geçici olarak durması anlamına gelir. Bu yolun ana bir başlangıç noktası olduğunu ama araçların girişi için başka ihtimallerin de olduğunu vurgulamak önemli. Bütün bunlara rağmen, bu yolun ana girişini kapatmak, pek çok işyerinin olduğunu bir yerde ilgi çekmek için tek etkili yol gibi görünmektedir.

27 şubat sabahında, Limter-iş eylemcileri bu anayolu kapattılar. Polis gelip sendikacıları vahşice tutukladı ve eyleme yarı katılıp yarı gözlemleyen işçilere saldırdı. Birkaç saat sonra başka bir grup işçi ve sendikacı –bunlar sabahki yol kesme eylemine katılmayıp, ilk grubun tutuklanması durumunda eylemi devam ettirmek için ihtiyati güç olarak beklemişlerdi- ve muhtelif sol gruplar, sendikalar ve toplumsal hareketler en yakın tren istasyonu olan İçmeler’de buluşup bu yola doğru yürüyüşe geçtiler. Yol tekrar kapatıldı ve konuşmalar yapıldı. Artık sadece Limter-iş değil DİSK de eylemi yönetenler arasındaydı. Yarı solcu görünümlü düzen siyasetçilerine mikrofon verildi. Birkaç saat sonra sendikacılar salındı ve anayola sloganlar atarak geldiler. Ardından eylemin kontrolünü ele geçirdiler ama polis bu sefer, eylemin kamusal görünüm kazanmış olması ve DİSK yetkililerinin arka çıkması ve orda bulunması dolayısıyla saldıramadı. Ama bir anlaşmaya varılmıştı: göstericiler artık anayolda değil de anayolun girişinin yanındaki en büyük tersanenin önündeki iyi kötü genişçe olan bir alanda duracaklardı. Konuşmalar yapıldı, şarkılar söylendi ve yaklaşık yüz insan geceyi orada geçirdi.

Ertesi gün eylem aynı yerde devam ediyordu, işçiler ve solcular tekrar toplandılar, yine konuşmalar yapıldı ve eylem öğleye kadar devam etti. Limter-iş eylemcileri her ne kadar radikal sol bir dünya görüşüne sahip olsalar da ve Ezilenlerin Sosyalist Platformu’yla (ESP) bağlantılı olsalar da, bütün bir eylem ESP’nin dar örgütsel çıkarıyla sınırlandırılmamıştı. Bunun yanında eylem, işçiler arasında radikal bir duruşla benimsendi ve bana kalırsa eylemde kullanılan dil, radikal solla başka bir toplumsal katmanın (bu sefer işçilerin) arasındaki bir karşılaşma ihtimalini açtı. Bu oturma eylemli grev, çalışma koşullarının iyileştirilmesini hedefliyordu ve işyeri güvenlik tedbirlerini gerçekleştirmeleri için teşebbüslere çağrıda bulunuyordu. Yaklaşık iki bin insan katıldı bu eyleme: muhtelif toplumsal hareketlerin ve solcu örgütlerin temsilcileri dışında, katılanların en az yarısı tersane işçileriydi. Bütün bu kamusallığa rağmen, hiçbir önemli gelişme yaşanmadı. 2008 yılının şubat ve haziran ayları arasında, Tuzla tersanelerindeki ölümcül ‘kazalar’ gazetelerin manşetlerinde kalmaya devam etti.

  • Nejat’ın 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne sunduğu “Esnek Kapitalizmi Yeniden Düşünmek: Tuzla/İstanbul’daki Tersaneler Vakasıyla Türkiye’de ‘Esnek’ Kapitalizmin Oluşumuna Dair Bir İnceleme” isimli tezinden bir parçayı paylaşıyoruz. Bu bölümde Nejat, Tuzla tersanelerindeki ölümlerin doruğa ulaştığı bir zamanda Limter-iş’in gerçekleştirdiği oturma eylemli bir grevin hikayesini anlatıyor bize. Tezin tamamının tercümesi de yolda.

You may also read!

IMG_0213 web

Mısırın Tadı-Çetin Elmas

Mısır, temel bir gıda kaynağı ve kadim bir tarımsal ürün olmasının ötesinde günümüz küresel kapitalist gıda rejimine konu olan endüstri bitkilerinin

Read More...
mısır unu ile cilt bakımı

Mısır unu ile ne yapabilirsiniz? Mısır unu ile cilt bakımı

YÜZ İÇİN PEELİNG MASKESİ 1 tatlı kaşığı mısır unu, 1 tatlı kaşığı kil, yarım tatlı kaşığı el kremi ve

Read More...
Sartre-Cohn-Bendit

Hayal Gücü İktidara, 20 Mayıs 1968:Jean-Paul Sartre-Daniel Cohn-Bendit Söyleşisi

“68 ayaklanmasının en civcitli günleri. Öğrenciler ve işçiler kurulu düzeni büyük reis de Gaulle’ün iktidarını sarsıyor. Boykotlar, işgaller, grevler,

Read More...

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Mobile Sliding Menu