Artık Hiçbir Baba Çocuğunu Rahat Sevemez, Hrant’ın Avukatı İle Röportaj

In Huruçtan Gazel, Siyaset, Toplum
Hrant Dink

Suphi Nejat Ağırnaslı ve dergi ekibinden bir arkadaşımızın 2007-8’de Boğaziçi Üniversitesi yerelinde çıkarılan SiyAsi dergisinin 4. Sayısında yayınlanan röportajı yeninden yayınlıyoruz.

Hrant.Dink’in öldürülmesinin birinci yılını doldurmasının ardından , Dink’in Avukatı Erdal Doğan ile bir bütün olarak  Dink cinayeti, Dink’i katleden çetenin yargılan(ama)ması Ergenekon ve Beton Cumhuriyeti’ni  konuştuk.

siyasi: Vali yardımcısı açıkça tehdit ediyor, ayağını denk alması söyleniyor Hrant ‘a. Devletin kendi makamları bile onun açıktan öldürülebileceğini bilirken neden korunmadı Hrant?

Erdal Doğan: Hrant öldürüldüğü vakit doğrudan Başbakandan şöyle bir şey geldi:”Koruma talep edilmemiş’’. Oysa hem yönetmelik hem de anayasal güvenceler ve yasalar bir kişinin tehdit altında olduğunda veya ölümle karşı karşıya kaldığında hukuk devletinde koruma yasasına ilişkin yönetmeliklere göre bu kişi doğrudan korunmaya alınır. Mesela Ergenekon operasyonu öncesinde İçişleri Bakanlığı’dan yapılan açıklamalara göre A.Türk, S.Tuncel, O.Baydemir gibi şahıslar ölüm listelerindeymiş, ama bunlar fark ettirilmeden korunuyorlarmış. Doğrusu da budur zaten. Kişinin haberi olsun veya olmasın eğer ölüm tehdidi varsa (ki Hrant Dink’in öldürüleceğine dair bilgi notları hem Ankara’ya, hem Trabzon Emniyetine hem de İstanbul’a iletilmiş İstanbul’da bir kere olduğu söyleniyor ama özellikle Ankara ve Trabzon’a 16-17 kez bilgi verildiği doğrudan sanık olan kişiler tarafından söyleniyor) ölümle tehdit edilen şahsın talebe bile gerek görülmeden korunmaya alınması gerekiyordu. Buna ek olarak; bildiğiniz gibi E.Şafak. O.Pamuk, M.Belge, A.Bayramoğlu, P.Maden ve E.Mahçupyan’a doğrudan koruma tahsis edildi. Faili belli, faili meçhul bir dava…

siyasi: Hrant Dink cinayetinin üzerinden bir yıl geçti. Bu olay delil karartmaktan, delik  yok etmeye  birçok prosedürü ihmal etmekten, suçu birbirinin üzerine atmaya kadar bir dizi hukuksuzluk içeriyor. Bu geçen bir yılda ne bulundu bugüne kadar?

E.D: Kişisel görüşüm Hrant’ın ölümünden sonra hem kamuoyunun, hem hukukçuların hem de duyarlı olan köşe yazarlarının zorlamasıyla ancak ortalıkta şu anda mahkemede olan Pelitli’den bir grup ve Samsun’da fotoğrafla ilgili ihmali olan polis ve jandarmanın yargılanması, Trabzon’da da iki tane jandarma astsubayının yargılanması gündeme geldi. Ama onun ötesinde doğrudan bu işin amiri olan jandarma subayları, emniyet amirleri, keza bu sanıkların üzerindeki büyük abiler doğrudan davayla ilgili pozisyonları ve sorumlulukları ortaya çıkarılmış değil. Aslında bizim için malum bir durum ne olduğu, ama bu malumluk yargıya taşınmış ve soruşturma kovuşturmaya konulmuş değil. Bu açıdan büyük bir hiçle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

siyasi: Bir de yine sürekli gündemde delillerin gizlenmesi gündeme geliyor. Hangi deliller bunlar ve izleyenler kimler?

E.D: Şimdi bakın olayın ilk günlerinde kamuoyuna da çok yansıdı, hemen Agos’un yanındaki Akbank şubesinin Hrant’ın öldürüldüğü yerin 2-3 metre gerisindeki bankamatik kamerasının olay günü 12:30’dan önceki kayıtları yok ortada ve Hrant’da 14:58 de öldürüldü. Oradan birçok insan geçiyor her gün, Hrant’ın en son kareleri oraya düşmüştür, hatta tetikçi olarak öne sürülen Ogün Samast’da oradan geçmektedir. Dediğim gibi 12:30’dan önceki kayıtların silinmesinden dolayı kimler geçti kimler vardı bilmiyoruz. Hiçbir şekilde onarılmayacak halde silinmiş o kayıtlar. İkincisi, mesela tetikçi olan şahsın Trabzon’dan İstanbul’a nasıl geldiği silahı nasıl bulduğu da belli değildir. İfadelerine bakarsanız Ogün Samast, Yasin Hayal’den aldığını belirtiyor ama Yasin Hayal kimden aldı o belli değil. Ölmüş bir şahsın ismi veriliyor. Hatta tanıkların bir kısmı Yasin Hayal’in burada olduğunu ve tetikçi olduğunu söylediler. O da daha netleşmiş değil. Trabzon emniyeti bu notlarının ve bilgilerinin çok azını göndermiş ve bunların 6100 küsur kaydı da savcılığa gönderilmeyerek imha edilmiştir. Bunların hepsi delil yok etme ve delil gizlemedir. Benzer bir şekilde de tetikçi olarak ilan edilen çocuğun Samsun’da yakalandığında polis ve jandarma tarafından görüntülerde nasıl ifade vereceğine dair bile yönlendirmesi var mesela. Ondan sonra da o yetmezmiş gibi eline bayrak verip “vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez’’ yazısıyla birlikte hatıra fotoğrafları çektiriyorlar. Ve İstanbul Vali yardımcısı Ergun Güngör 24 Şubat 2004 tarihinde Hrant Dink’i makamına çağırdığında yanında yakınım diye tanıştırdığı bir kadın ve bir erkek var; ve bunların emniyet veya MİT istihbaratından olduğu söyleniyor. Ama bunların isimlerini talep ettiğimizde valilik ısrarla göndermiyor.

siyasi: Dava sürecinde siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz ?

E.D: Zaten bu dava başlarken eksik ve klasik bir yöntemle başlıyordu ve ona engel olmamız tabii ki bazı kesimlerde rahatsızlık uyandırdı. Bunun içerisinde çok ağır ihmalleri; olan devlet görevlileri (valilikte,  emniyette, jandarmada görevli idareciler, ) var. Külliyen bunların hepsi bu ihmalleri gerçekleştiren kişiler değil ama belli kesimlerden kişiler de var. Bunları tabii ki, rahatsız ediyor çünkü biz bunun salt bir milliyetçi duyguyla işlenmediğini çok organize bir yapıyla yapıldığını ve bu işin içerisinde yalnızca bağımsız bir gurup olmadığını, devlette kasti ihmale varan ve delil karartan birçok iştirakçısı da olabileceğini hep söyledik. Bu açıdan da bazıları tabii ki, rahatsız bu üzerine gittiğimiz noktalardan.

 siyasi: Sizce bu dava çözülebilir mi? Yoksa alıştırıldığımız faili meçhullerden biri olarak mı kalacak?

E.D: Bu davanın tespiti şöyle, faili belli, faili meçhul bir cinayet. Çünkü sön dönemlerde uygulanan tarz bu. Rahip Santaro cinayetiyle başlayan bir durum. İşte milliyetçi duygu ve dinsel ideolojik bir dertle gidip öldürüyor ve aynı namus cinayetleri gibi yaşı küçük olan çocukları öne atarak indirimlerden de yararlanıp bir namus davasına benzeyen “namus cinayeti” şeklinde bir yapıya bürünüyor. Faili meçhulün eskiden failleri belli değildi, aydınlatılmadığında devlet kendi üzerine ciddi bir şüphe çekiyordu. Bu noktada artık failleri belli ama iki sonucu var; bir failler bu işi yaparken çeşitli kesimlere milliyetçilere, kendi cemaatlerine mesaj veriyorlar, öbür taraftan da failleri belli edip yapıdan kopartmaya, diğer üst sorumlulardan koparmaya yönelik.

Devletin derinliğinde…

siyasi: Hrant Dink davasında, devletin organları arasındaki örtbas etme ve suçu birbirine yıkma eğilimleri sıkça gözlemlendi. Peki tüm bu sürecin, devlet içindeki çekişmelerin bir dışa yansıması olduğunu söylemek mümkün müdür?

E.D: Tabii ki; söylenebilir hem bir örtbas var hem bilgileri birbirine karşı kullanma var. Emniyette de homojen bir grup yok: işte söylenen cemaatçi bir yapı var başka bir siyasal bir yapı var. Öbür taraftan görevini yapmak isteyen bir grup var görevini yapmak isteyenlere gölge olanlar var. Jandarmada da homojen bir yapı yok aslında; bu işlerle haşir neşir olan JÎTEM elemanları var onun ötesinde de başka subaylar var. Böyle ciddi bir karmaşa MİT ayrı bir taraftan istihbarat ayrı bir taraftan ve herkes bu bilgileri başkalarına karşı güç ve şantaj aracı olarak kullanıyor.

siyasi: Devlet içinde bir “derinlik” ten bahsediliyor. Artık bunca pervasızlıktan sonra derin devlet diye bir şeyden söz edilemeyeceğini, devletin zaten kendisinin derin olduğunu söyleyebilir miyiz?

E.D: Elbette, bu kadar ayan beyan ortada giderse o derin denilen şey alenen devam eder malum olan şey seyir halinde. Ama önemli olan şey bu güç ve yapılanma başka bir noktada halen kendini gizli tutuyor. Bu yapılanmalara, emniyetinden ordusuna bu burumlardan bazı isimler dahil. Böyle bir yapı kendi içerisinde kuruluyor. Mesela 78’lerde Adana Emniyet Müdürü’nün söylemiş olduğu bir şey Ergenekon adı. O dönemlerde Ergenekon ismiyle devam etti. Ergenekon ismiyle ortaya çıkan bir yapı da bunlardan farklı olarak hem bağlantılı hem de tam bağımsız hareket eden başka bir yapı. Kendi içerisinde aleni, sivil toplum ayakları (dernekler vb.) olan, “halk hareketiyle” devam eden bir Ergenekon var. Buradaki ayrı bir sivil Gladyo, bir de onun ötesinde çeşitli siyasal grupların, cemaatlerin, jandarmada, poliste, bürokratik idarede yapılanma şekli var. Bunlar ayrı çete halinde devam ediyor. Devlet bölünmüş bir şekilde ve devletin bunlara karşı ideolojik bir yapısı var, işte o Osmanlının son dönemlerinde devraldığı, ittihat Terakki mantığıyla aldığı bu şemsiye altında yaşıyor hepsi. Tek ırk, tek dil, tek din, tek bayrak, tek kültür olgusu altında farklılıklara izin vermeyen bir çatı altında yaşıyorlar. Bu bakımdan mücadele edilmesi veya temizlenmesi gereken bir çete yok, birden fazla çete var. Gladyo yapılanması gibi gözüken yapılar var. İlginç bir durum yani, bu memlekette aydınların da hukukçuların da “hukuk devleti” isteyen herkesin işi zor. Böyle bir durumda yargılama mekanizması açısından Türkiye’deki hukuk sistemi içerisinde, tüm dünyadaki evrensel kural şudur: fikir sahibi aynı zamanda sorumluluk sahibidir, hesap verendir. Fakat Türkiye’de hesap verilmiyor, yani dokunulmazlık zırhına bürünüyor. Milletvekilleri, bürokratlar emniyet müdürleri, özellikle askerler, genelkurmay başkanlığını yargılayacak makam veya yasa yok bu devlette. Kime hesap verecek bunlar? Onun için anayasa tartışmaları bana gülünç geliyor, böyle bir iklimde demokratik anayasa yapmak mümkün değil.

siyasi: Tetikçi O.S. daha sonra Yasin Hayal, Erhan Tuncel ve bunlara yardım ettiği, iddia edilen16 kişi daha yargılanıyor. Fakat davanın bir yerde tıkandığı gözleniyor. Sizce başta “ucu kime dokunursa dokunsun üzerine gidilecek” diyen , AKP iktidarı şimdi neden sessizleşti?

E.D: Bu hükümetlerin politik bir tavrı. Kamuoyunda kamu düzenini, barışını bozan cinayetlerde, bir barış adamının öldürüldüğü cinayetlerde, mesela Uğur Mumcu’nun öldürülmesinde de öyleydi, Sivas Katliamı’nda Erdal İnönü kalktı ‘bu namus meselesidir’ dedi, Uğur Mumcu cinayetinin de keza aynı şekilde aydınlatılacağı söylendi. Birçok aydının öldürülmesinde bu sözler duyuldu. AKP hükümeti, 19 Ocak 2007 tarihinde ve sonrasında buna işaret ediyordu. Şu anda mesela sorgulamanın çok sağlıklı gittiği söylenemez. Şu anda dava yürürken soruşturma devam ediyor, soruşturmaya soruşturma açılıyor. Yani o kadar rezalet ihmalle devam ediyor ki, sen ihmali olan bir emniyet görevlisini görevden almadığın sürece, (keza aynı şekilde emniyet müdürleri, jandarma, istihbarat birimleri) söylemler hamasi veya siyasi bir operasyon gibi kalacaktır. Çünkü bu yapının bir tarafı da hükümeti de karşısına almış. Bu bakımdan acaba gerçekten Hrant Dink veya Malatya olayını mı sorgulama yoksa aynı zamanda hükümeti de hedef alan bu yapının biraz durdurulması ve sindirilmesi mi amaçlanıyor bu çok açık değil. Çünkü Tayyip Erdoğan da hedefte.

siyasi: Şemdinli’de, suçüstü yakalanan JİTEM elemanları, Ümraniye bombacıları, Atabeyler, Malatya katliamı ve Dink cinayeti… Sizce bunlar aynı güçlerin eseri mi?

E.D: Devlet kendi içerisinde bir taraftan hukukla hareket ettiğini söylüyor, normal batı parlamenter sistemini ele almış. Devletin tümünü Gladyo olarak nitelemek doğru değil. Ama devletin içerisinde Gladyo yapılanmaları ve ondan bağımsız emeklilerin kurduğu, cumhuriyetin misyonunu kendilerinin yöneteceği bir Gladyo yapılanması, bir  de cemaatlerin ve siyasi-ideolojik yapılanmaların kendi içerisinde kurdukları Gladyo yapılanmaları var. Yani Gladyo zengini bir devlet. Bu açıdan devlet de bu işin içinden nasıl çıkacağını bilemiyor.. Bir anlamda bir çok hukukçusu da, bürokratı da rehin alınıyor. Çünkü bunu doğru analiz etmek buna karşı mücadeleyi de etkiler. Tümden bir Gladyo devleti dediğiniz zaman işin içinden çıkamazsınız
ve analiziniz de yanlış olur.

siyasi: Geçmişte yaptığınız açıklamalarda Veli Küçük’ün soruşturulması gerektiğini belirtmiştiniz,
Veli Küçük şimdi Ergenekon davasından tutuklu, sizce Veli Küçük’ün ve Ergenekon ’un bu olayla bağlantısı var mıdır?

E.D: Bu konuda şüphe var ve elimizde somut bir kanıt, delil yok. Ama ben baştan beri bu şüphemi aktardım. Ve bu şüphe de doğrudan kendimin çıkardığı bir şüphe değil yani, bu şüpheyi hayatıyla ödeyen Hrant’ın şüphesiydi. Çünkü duruşmaya gelip de sanığı ve avukatları linç etmeye kalkan, bozuk para gibi harcarız Hrant’ı diyen grubun içerisinde Veli Küçük de vardır. Veli Küçük de sıradan, sokaktan geçen bir insan değildir. Adı faili meçhullerle, binlerce kişinin ölümüyle geçen JİTEM’in kurucusudur. Bu bakımdan bunun ne kadar içerisinde olduğunu(göz altı olduğundan biz
dosyayı göremiyoruz) göz altı içerisinde mesela Hrant’ı linç etmeye kalkan grubun içerisinde hukukçu Kemal Kerinçsiz de var, asker emeklisi Oktay Yıldırım da var, Perihan Mağden davasında linçe girişen Muzaffer Tekin de var. Bunların hepsi şu an tutuklu, soruşturma aşamasında ve gizli, Orada gerçekten derinlemesine bir soruşturma mı yürütülüyor yoksa, biraz önce belirttiğimiz şekilde’ bir siyasi şov mu sapılıyor? Bunu biraz bekleyip göreceğiz

siyasi: Son duruşmada Rakel Dink için büyük abi Erhan Tunceli “başımıza azize kesildi” diyebiliyor. Peki ne demektir bu?bu rahatlığı nereden alıyorlar dersiniz?

E.D: Bu rahatlığı soruşturmalardaki zaaflardan alıyorlar. Bu zaafıyet, polis, adli kurum aşamasındaki zaafiyet, mahkemeden aldıkları’ güç, cezaevindeki konumlanmaları, karşılanmaları, araçlardaki ‘ya sev ya terk et’ ibareleri vb. onlara bu rahatlığı getiren şeyler.

Gücümüzü güçsüzlüğümüzden alıyoruz

siyasi: Cinayetten sonra yaklaşık 150.000 kişi sokağa dökülmüştü. İlk ölüm yıldönümünde de
yaklaşık 30 000 kişi gazete önündeydi. Bu davada sokağın davaya etkisi nedir?

E.D: Çok büyük. Yargı mekanizmasını ve siyasi iradeyi çalıştırabilecek güç, sokak ve medyadan geliyor. Yani Satre’nin dediği gibi aslında bütün güç güçsüzlükten gelen güç. Çünkü biz avukatlar olarak açıklamamızı yapıyoruz ve bizim korunma halimiz bile zayıf. Gücümüzü güçsüzlüğümüzden alıyoruz çünkü böyle bir cinayet sadece Hrant’a ailesine ve Ermeni cemaatine karşı yapılmış bir şey değil, hepimizedir. Ve yaşamakla ilgili gerçeklen tekrar düşünmemiz lazım. Geçenlerde bir yönetmenin söylediği gibi bir baba çocuğunu Hrant’ın ölümünden sonra rahat sevemez, bir sevgili.,ilişkisini rahatça sürdüremez, yani böyle bir rahatsızlık hissetmek lazım

siyasi: Bu dava Fransızların meşhur Dreyfus davası ya da Dimitrof’un yargılanması kadar büyük bir mahkeme. Bu durum sizin hayatınızda ne gibi değişikliklere yol açtı? Hayatınıza neyi kattı, neyi eksiltti, nasıl bir durumla karşı karşıyasınız?

E.D: Harnt’ın avukatlığını yapmaya ölümünden bir buçuk. yıl önce başladım. Yargılanma sürecinde o kadar kötü durumdaydı ki Hrant; ben “son yazını yaz ve yayınlat bari” demiştim. Gerginlik olmasın diye bunu yapmadı hatta Ercan Kanar Beyle de bu konuda bayağı direttik ama her defasında gerginlik olmasın diyordu. Ben gene inanmıyordum yazacağına en son aşamada, en son görüştüğümüz günlerde işte öpüştük sarıldık ve dedi ki “ya Erdal yazacağım ve vereceğim”… Aslında son bir buçuk yıl çok kötüydü hem Hrant hem de bizim için; yani kendisi dışarıya çıkmak istemiyor ye tehditler alıyor ama biz de  koruyamıyoruz… Ölecek diye düşünüyoruz. O noktadan sonra işte o yönetmen arkadaşın dediği gibi “Sevdiğinizi sevemiyorsunuz” gelecek kuramıyorsunuz, açık bir faşizm ve ırkçılık var Ermeni olun veya olmayın; Ermeni arkadaşınız, sevdikleriniz olsun olmasın. Dediğim gibi, bedeli ne olursa olsun sonuna kadar gitmek; bunların hesabını sormak ama tabii ki mahkemeye müdahil olarak, mahkemede kendimizi piyon olarak kullandırtmadan… Gerçekten bu işi nereye kadar çıkartabileceksek, oraya kadar çıkartmak; bedeli neyse ödemek. Bu ülke Irkçıların, faşistlerin ya da ihale ile cinayet işleyen insanların değil; bizlerin en çok hakkı, bizim gibi ülkede, barış ve huzur orta mını yaşatmak isteyenlerin hakkı. Bir hukukçu olarak nedir yapacağınız diye soracak olursanız, herkesin bir gücü vardır ama güç zayıflığımızdan gelir; biz zayıf insanlarız, güçlü değiliz ama gücümüzü de buradan almaktayız. Her insanın yapabileceği bir şeyler var. Bu bizi biraz bazı noktalardan mutlu edebilir. Kişisel olarak yaşadığım tat ise çok buruk ve acı bir tat. Çok depresif bir durum, bazen en yakınınıza dahi bazı gerçekleri anlatamıyorsunuz, bu süreci insanların çok yakından bilmesi lazım. Bir de sol muhalif  bir çevreden gelseniz bile, size öğretilen ya da öğrendiğimiz bilgilerin bile çok milliyetçi olduğunu görüyorsunuz; milliyetçiliğin kırılması o kadar zor bir şey ki bu topraklarda; ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganı çok önemliydi ve bir çok şevi kırdı. Sonuç olarak Hrant’ı tanıdıkça bırakamıyorsunuz davayı. Dediğim gibi yalnızca kendimi piyon olarak hissedersem bırakırım davayı; çünkü eğer öyle bir durum olursa bu mahkemeyi olumlar ve bu da cinayete ortak olmaktır. Asılacağız yani asılmamız gerekiyor; nereye kadar gücümüz yeterse artık.

siyasi: Teşekkür ederiz

You may also read!

IMG_0213 web

Mısırın Tadı-Çetin Elmas

Mısır, temel bir gıda kaynağı ve kadim bir tarımsal ürün olmasının ötesinde günümüz küresel kapitalist gıda rejimine konu olan endüstri bitkilerinin

Read More...
mısır unu ile cilt bakımı

Mısır unu ile ne yapabilirsiniz? Mısır unu ile cilt bakımı

YÜZ İÇİN PEELİNG MASKESİ 1 tatlı kaşığı mısır unu, 1 tatlı kaşığı kil, yarım tatlı kaşığı el kremi ve

Read More...
Sartre-Cohn-Bendit

Hayal Gücü İktidara, 20 Mayıs 1968:Jean-Paul Sartre-Daniel Cohn-Bendit Söyleşisi

“68 ayaklanmasının en civcitli günleri. Öğrenciler ve işçiler kurulu düzeni büyük reis de Gaulle’ün iktidarını sarsıyor. Boykotlar, işgaller, grevler,

Read More...

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Mobile Sliding Menu